1)Ses kaydı almak suç niteliği teşkil eder mi?
Ses kaydı almak, izinsiz olduğu takdirde, başlıca 3 adet suç türünün tecelli etmesine sebebiyet tanır:
-Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçu (TCK 132)
-Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu (TCK 134)
-Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu (TCK 132)
A) Haberleşmenin Gizliliğini İhlal Suçu:
İşbu suçun meydana gelmesi için kişiler arasındaki haberleşme unsurlarının kayıt altına alınması gerekir. Haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun gerçekleşmesi için 2 şart mevcuttur. İlk şartta haberleşmenin belirli ve sınırlı sayıda kişi arasında gerçekleşmiş olmasıdır. Bir diğer şart ise haberleşmenin taraflarının, haberleşmenin ve haberleşme içeriğinin gizli kalmasını istemesidir. İşbu suçu haberleşme taraflarından biri işleyebilirken üçüncü kişiler de işleyebilir. Haberleşmenin taraflarından birinin, haberleşmeyi kayıt altına alması haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunun niteliklerini teşkil etmiş olmazken mezkur kaydı yayması, paylaşması, ifşa etmesi halinde TCK’nin 133/2 hükmünde yer alan suç, vücut bulur.
B) Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu:
İşbu suç, TCK’nin 134. maddesinde -çoğunlukla- izin olmaksızın ses ve görüntünün kayıt altına alınması ile işlenmiş olur. Bu suçun meydana gelmesi için kişinin özel hayatının gizli alanlarına başka biri tarafından müdahale edilmiş olması gerekir.
C) Kişiler Arasındaki Konuşmaların Dinlenmesi ve Kayda Alınması Suçu:
İşbu suç, TCK’nin 133. maddesinde, kişilerin aleni olmayan konuşmalarının rızaları olmaksızın dinlenmesi, ses alma cihazıyla kaydedilmesi ve ifşa edilmesi ile işlenmiş olur. Bu suçun meydana gelmesi için bireylerin başkaları tarafından bilinmesini istemediği gizli iletişim alanına hukuka aykırı bir yolla müdahalede bulunulmuş olması gerekir; ancak kişinin kendisine yönelik ani gelişen bir suçu (tehdit, hakaret vb.) yetkili makamlara delillendirmek amacıyla başka imkanı olmaksızın yaptığı kayıtlar bu durumun istisnasını oluşturur
2) Ses Kaydı Almanın Cezası Nedir?
İşbu sorumuzun cevabı, yukarıda saymış bulunduğumuz niteliklere göre farklılık teşkil etmektedir, Türk Ceza Kanuna madde 132’ye göre:
– Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır.
– Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
– Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
3) Ses Kaydı Almak, Hangi Yollar ve Gayeler Çerçevesinde Hukuki Nitelik Taşır?
Ses kaydı alma yoluna başvuracak şahsın işbu eyleminin yasal nitelik taşıması için “zorunluluk” halinde bulunması koşulu aranır. Zorunluluk halinin meydana gelmesi için 4 husus mevcuttur:
-Haksız saldırıya uğrayan şahsın, yetkili mercilere ulaşma imkanının bulunmaması.
-Şahsın kendisine veyahut çevresine yönelen saldırının şans eseri ya da aniden gelişmesi gerekmektedir.
-Haksız saldırı esnasında ortaya çıkan ve kaybolma olasığı bulunan delillerin korunması adına kayıt yapılmalıdır.
-Kayıt altına alma eylemini yapan kişinin kendisini veya yakınlarını hedef alan bir suç söz konusu olmalıdır. Buradaki temel amaç, kişinin kendisine ya da yakınlarına yönelik haksız bir saldırıyı önlemek için ses kaydı yapmasıdır.
4) Evlilik Birliği İçerisinde Ses Kaydı Almak, Suç Niteliği Teşkil Eder Mi?
Özel hayatın gizliliği hususu, Anayasa’nın 20. maddesinde mevcut olup izah ve muhafaza edilir. Yalnızca Anayasa’da öngörülen hallerde özel hayatın gizliliğinin sınırlandırılması mümkündür, tarafların evlilik birliği içerisinde olması işbu hakkı ortadan kaldırmaz.
Eşlerin evlilik birliği içerisinde birbirlerinin özel hayat alanlarına müdahale etmeleri, “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçunun unsurlarını meydana getirebilir. Ancak tarafların içinde bulundukları şartlar, Türk Ceza Kanunu’nun 25. maddesinin 2. fıkrası kapsamında bir “zorunluluk hali” teşkil ediyorsa hukuka uygunluk sebebinin varlığı uyarınca bahse konu fiillerin cezai sorumluluğu doğmayacaktır.
| “Kişiye bağlı ve onun kişisel gelişimiyle ilgili olan özel hayatın gizliliği hakkı, evlilikle tamamen ortadan kalkmaz. Tarafların evli olmaları ve aynı konutu paylaşmalarından dolayı birbirlerinin kişisel eşyalarına ve özel yaşam alanına giren hususlara kolayca ulaşabilme imkanına sahip bulunmaları, eşlerin hiçbir sınır olmaksızın birbirlerini sürekli gözetleyebileceği ve denetleyebileceği şeklinde yorumlanamaz. Ancak, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan ( cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi ) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle davrandığından da söz edilemez.” (Yargıtay 12. CD, 2019/4369 E. 2019/8633 K.) |
5) Telefonla Konuşurken Ses Kaydı Almak Suç Niteliği Teşkil Eder Mi?:
Telefon görüşmesinin yapıldığı esnada görüşmeyi kayıt altına almak, haberleşmenin gizliliği suçunu oluşturmaz. İzinsiz ses kaydı yapılması durumunda işbu suçun oluşması için altta yazan iki husustan birinin mevcudiyeti aranır:
-İzinsiz yollarla elde edilen ses kaydı ifşa edilmelidir.
-Haberleşme unsurlarının 3. bir kişi tarafından kayıt altına alınmış olması aranır, diyaloğun taraflarından birinin telefon görüşmesini ses kaydı alması haberleşmenin gizliliğini ihlal suçunu oluşturmaz.
6) Yargıtay Kararları Işığında İş Yerinde Ses Kaydı Gerçekleştiren Güvenlik Kamerası ve Hukuka Aykırı Delil Sorunu:
İş hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklarda, tarafların iddialarını ispat etmek amacıyla sundukları dijital delillerin hukuki niteliği, yargılamanın kaderini doğrudan etkilemektedir. Yargıtay’ın incelemesine konu olan bir somut olayda; akaryakıt istasyonunda market görevlisi ve şoför olarak çalışan bir işçinin, işveren yetkililerine hakaret ettiği gerekçesiyle iş sözleşmesi tazminatsız olarak feshedilmiştir; mevzu bahis ses kaydının temini, görüntü ve ses kaydeden güvenlik kamerasından gerçekleşmiştir. İşveren, haklı fesih iddiasını ispatlamak amacıyla işyeri marketinde bulunan güvenlik kamerasının kaydettiği ses verilerini mahkemeye delil olarak sunmuştur. İlk derece mahkemesi, ses kaydı çözümlemelerinde yer alan olumsuz ifadeleri esas alarak feshin haklı nedene dayandığına hükmetmiş ve işçinin tazminat taleplerini reddetmiştir.
Ancak kararın temyiz incelemesini gerçekleştiren Yargıtay, mesajın veya sözlerin içeriğinden ziyade “delilin elde ediliş biçimine” odaklanmıştır. Yargıtay, işverenin haklı fesih iddiasını desteklemek amacıyla sunduğu ses kaydının delil vasfını değerlendirirken şu temel kriterleri esas almıştır:
- Aydınlatma ve Rıza Eksikliği: Dosya kapsamından, işçilerin işyerinde ses kaydı yapıldığına dair önceden bilgilendirilmediği ve işçinin bu işleme açık bir rızasının bulunmadığı anlaşılmıştır.
- Meşru Menfaat Dengesi: İşverenin, işyerinde sürekli olarak ses kaydı alınmasını zorunlu kılacak nitelikte haklı ve meşru bir menfaatinin varlığını ortaya koyamadığı belirtilmiştir.
İşbu izah etmiş bulunduğumuz gerekçelerle Yargıtay, rızasız ve gizli şekilde elde edilen ses kayıtlarının “hukuka aykırı delil” niteliğinde olduğunu ve anayasal özel hayatın gizliliği ilkesi uyarınca hükme esas alınamayacağını kabul etmiştir. Hukuka aykırı bu delilin dosyadan ihracıyla birlikte, işveren 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II-d maddesi uyarınca ileri sürdüğü haklı fesih gerekçesini ispatlayamamış sayılmıştır. Netice itibarıyla Yargıtay, işçinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığını gözeterek yerel mahkemenin reddetme kararını bozmuştur.
(Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 01.06.2020 tarihli , 2020/1482 E. , 2020/5244 K. )
İşlemiş Bulunduğumuz Hususlara Yönelik Emsal Kararlar:
| Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 05.10.2022 tarih, 2020/1058 E. 2022/6239 K. Sayılı kararı Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları bir aletle dinleme veya bir ses alma cihazı ile kaydetme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü: Bir devlet hastanesinde kulak burun boğaz uzmanı olarak görev yapan ve görev yaptığı hastanede başhekim yardımcısı olarak görevli katılanla idari görevlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar ve adliyeye de yansıyan husumet bulunan sanığın, hastane yönetimi ve katılan tarafından kendisine psikolojik taciz ve mobbing yapıldığına dair iddialarını delillendirmek amacıyla, katılanın makam odasında görüştükleri esnada, katılanla aralarında geçen günlük olağan olaylarla ilgili konuşmaları, gizlice kayda alarak, TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları bir aletle dinleme veya bir ses alma cihazı ile kaydetme suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; Ses kaydının çözümüne ilişkin 23.03.2015 tarihli CD dinleme tutanağına ve dosya kapsamına göre, sanık tarafından yüz yüze gerçekleşen görüşme esnasında kaydedilen konuşmanın tarafları sadece sanık ve katılan olup, sanığın tarafı olduğu konuşmayı kaydetmesinden dolayı iddianamede sanığa yüklenen TCK’nın 133/1. madde ve fıkrasındaki kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları bir aletle dinleme veya bir ses alma cihazı ile kaydetme suçunun yasal unsurları oluşmadığı gibi, sanıkla katılan arasındaki uyuşmazlıklarla ilgili konuşmaların, katılanın özel yaşam alanına dahil ve onun özel hayatının gizliliğini ihlal edecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, yerel mahkemenin sanık hakkında CMK’nın 223/2-a. madde, fıkra ve bendi gereğince beraat kararı verilmesine dair kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş; adli emanete alınan ses kaydını içerir flash bellek hakkında bir karar verilmemesi, bu konuda mahkemesinden her zaman bir karar alınması olanaklı olduğundan, bozma nedeni yapılmamıştır. Yapılan yargılama sonunda, yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğu gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanın sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, karar verilmiştir. |
| Yargıtay 12. Ceza Dairesi 13.01.2021 Tarih, 2020/851 E. 2021/220 K. Sayılı kararı “… İncelenen dosyada, sanık hakkında 03.08.2011 tarihinde işlenen kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması ile şantaj suçlarından kurulan 03.10.2012 tarihli mahkumiyet hükümlerinin, sanığın ve katılan vekilinin istemlerine dayalı olarak yapılan temyiz incelemesi sonunda, Dairemizin 14.10.2015 tarihli ve 2015/2303 esas, 2015/15380 karar sayılı bozma ilamı ile “… 1- Sanığın, katılanla yaptığı yüzyüze konuşmaları kaydetme eyleminin TCK’nın 133/1. maddesindeki suçu değil, aynı Kanunun 134. maddesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu kapsamında değerlendirilebileceği; taraf beyanlarından ve dosya kapsamından, sanık ve katılan arasındaki konuşma içeriğinin aleni olmayan ortamda katılanın başkalarının duymasını ve bilmesini istemeyeceği zannıyla hareket ederek kendi özel yaşamına ait “yabancı uyruklu kadın bul, alem yapalım” şeklindeki beyanların özel hayatın gizliği kapsamında değerlendirilebileceği dikkate alındığında, sanığın, katılanın özel hayatına ait konuşmalarını kaydetmesi eyleminin TCK’nin 134/1-2. cümlesinde düzenlenen özel hayatın gizliliğini ihlal suçu oluşturduğu gözetilerek bu suçtan mahkumiyet kararı verilmesi gerekirken, suçun vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması…Bozmayı gerektirmiş olup…” |
| Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 15.01.2018 Tarih, 2016/3265 E., 2018/73 K. Sayılı Karar Dosyada mevcut delillere ve özelikle yukarıda belirtilen Asliye Ceza Mahkemesinin dosyasında toplanan delillere göre; davalının sanık sıfatıyla yargılandığı ve davacının katılan vekili olarak yer aldığı ceza yargılaması sırasında, davacının avukatlık ofisinde yapılan görüşmenin davacının izni olmaksızın davalı tarafından kaydedildiği ve mahkemeye delil olarak sunulduğu hususu sabit olmakla, davalının bu şekildeki eylemi davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetindedir. Bu nedenle, mahkemece olayların gelişimi ve mahiyeti de gözetilerek, davacı lehine uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. |
| Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 21,.12.2015 Tarih, 2013/28113 E. 2015/40428 K. Sayılı Karar, Ceza Genel Kurulunun 21.06.2011 tarih ve 187/131 sayılı kararında açıklandığı üzere; Kişinin kendisine karşı işlenmekte olan bir suçla ilgili olarak, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda karşı tarafla yaptığı konuşmaları kayda alması halinde kaydın hukuka uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi takdirde kanıtların kaybolması ve bir daha elde edilememesi söz konusu olacaktır. Hukuka uygun böyle bir eylem, bir başkasının özel hayatına müdahale niteliğinde sayılamaz. Çünkü asıl amaç, bir suçla ilgili kaybolma olasılığı bulunan kanıtları, yetkili makamlara sunmak için kaybolmasının önüne geçilmesidir. Şüphesiz ki soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yapmakla görevli olanlar, kanıt toplama faaliyetini yasaların izin verdiği şekilde yapacak, bunların dışındaki sivil kişiler ise bahsedilen kanıt elde etme yönteminde öncelikle iyi niyet esasına göre davranacaktır. Olayın şüphelisini/sanığını kışkırtarak, tuzağa düşürerek, iradesini sakatlayarak önceden planlanmış yöntemler, kurgulanmış senaryolar ve kurulmuş düzeneklerle elde edilen kanıtların hukuka uygun olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu açıklamalar ışığında öncelikle, ses kaydının ne zaman, hangi ortamda, hangi şartlar altında yapıldığı, üzerinde teknolojik imkanlarla ekleme-çıkartma olup olmadığı, sözlerin kime hitaben hangi bağlamda söylendiği, öncesinde iradeyi sakatlayan bir durum olup olmadığı konuları taraflara etraflıca açıklattırılarak, gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırıldıktan sonra ses kaydının yasak kanıt olup olmadığının, kanıtlarla yüz yüze gelip doğrudan irtibat kuran mahkemece tartışılması, ses kaydında adı geçen.. ve ..isimli kişilerin kimliklerini tespit edilerek duruşmaya çağrılıp dinlenmesi kanıtın yasak olduğunun kabulü halinde ise dosyadaki diğer kanıtlarla sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekecektir. Açıklanan incelemeler ve tartışmalar yapılmadan eksik inceleme ve yetersiz gerekçelerle hüküm kurulması, Kanuna aykırı ve sanık K.. A.. müdafii ve katılan .. vekilinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 21/12/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. |

