KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜME NEDEN OLMA(TCK m.87/4)

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜME NEDEN OLMA SUÇU(NETİCESİ SEBEBİYLE AĞIRLAŞMIŞ YARALAMA SUÇU) NEDİR?

Bir kişinin başka bir kişiyi yaralamak amacıyla hareket etmesi, ancak gerçekleşen yaralanmanın ardından mağdurun hayatını kaybetmesi halinde olayın hukuki niteliği ayrıca değerlendirilmelidir.

Her yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi, failin otomatik olarak kasten öldürme suçundan veya TCK m.87/4 kapsamında cezalandırılacağı anlamına gelmez.

Burada öncelikle failin öldürme kastıyla mı, yoksa yalnızca yaralama kastıyla mı hareket ettiği belirlenmelidir. Failin amacının yaralama olduğu ve ölüm neticesinin istenmediği kabul edildiğinde ise TCK m.87/4 gündeme gelebilir. Anayasa Mahkemesi de kasten yaralama sonucu ölüm ile kasten öldürme arasındaki temel ayrımın failin kastının yöneldiği neticede bulunduğunu vurgulamaktadır.

TCK m.87/4, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümlerinin ölüm neticesine ilişkin özel düzenlemesidir.

Buna göre kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde fail ağırlaştırılmış yaptırımla karşılaşacaktır. Ancak burada sonucun yalnızca “yaralama meydana geldi, ardından kişi öldü” şeklinde kurulması yeterli değildir.

Yaralama ile ölüm arasında nedensellik bulunmalı, ölüm neticesi failin gerçekleştirdiği yaralama fiiline hukuken yüklenebilmeli ve ölüm bakımından en azından taksir bulunmalıdır.

TCK m.23’te de genel olarak neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, daha ağır veya başka bir neticeden sorumluluk için failin bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi şartı getirilmiştir.

Bu nedenle TCK m.87/4 uygulamasında özellikle “Ölüm gerçekten failin yaralama eyleminin sonucu mu?” ve “Fail ölüm neticesinden sorumlu tutulabilecek durumda mı?” soruları büyük önem taşımaktadır.

SUÇUN HUKUKİ NİTELİĞİ

TCK m.87/4, öğretide neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak kabul edilmektedir. Bu suç bakımından iki farklı sübjektif yön bulunmaktadır. İlk olarak fail, mağduru yaralamaya yönelik kastla hareket etmelidir. İkinci olarak ise yaralama sonucunda meydana gelen ölüm neticesi bakımından failin en azından taksirinin bulunması gerekir.

Başka bir anlatımla fail; “Seni yaralayacağım.” kastıyla hareket etmiş olabilir. Ancak, “Seni öldüreceğim.” şeklinde bir öldürme kastı bulunmamalıdır. Ölüm neticesi bakımından doğrudan kast veya olası kast bulunduğunda ise artık TCK m.87/4’ten değil, koşulları varsa kasten öldürme suçundan söz edilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi de bu ayrımı açık şekilde ortaya koymuştur.

Bu nedenle somut olayda suç vasfı belirlenirken yalnızca mağdurun ölmesi dikkate alınmaz. Failin olay öncesindeki davranışları, saldırının biçimi, kullanılan araç, darbenin yöneldiği bölge, darbe sayısı, olayın gelişimi ve olay sonrasındaki davranışlar birlikte değerlendirilir.

SUÇUN UNSURLARI

TCK m.87/4’ün uygulanabilmesi için genel olarak şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:

1-) Kasten yaralama fiilinin bulunması

2-) Yaralama ile ölüm arasında nedensellik bağının bulunması

3-) Ölüm neticesinin, failin gerçekleştirdiği yaralamanın sonucu olması

4-) Ölüm bakımından en azından taksir bulunması

5-) Somut olayın kasten öldürme suçuna dönüşmemesi

Yargıtay Ceza Genel Kurulu da kasten yaralama sonucu ölüm bakımından failin yaralama kastıyla hareket etmesi, yaralamanın kanunda öngörülen kapsamda bulunması, eylem ile ölüm arasında illiyet bağının bulunması ve ölüm neticesi yönünden en az taksir derecesinde kusurun bulunması gerektiğine ilişkin kararlar vermiştir. (YCGK’nın 05.07.2023 tarihli, 2022/347 E., 2023/381 K. Sayılı kararına bkz.)

KASTEN YARALAMA SUÇUNUN ÖLÜMLE SONUÇLANMA HALİ?

TCK m.87/4, TCK m.86’nın birinci ve üçüncü fıkralarına dayanan kasten yaralama fiilleri bakımından düzenlenmiştir. Buna karşılık TCK m.86/2’deki, etkisi basit bir tıbbî müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralama doğrudan TCK m.87/4 kapsamına alınmamıştır. Bu nedenle; “Birini hafifçe yaraladım, fakat kişi sonradan hayatını kaybetti.” şeklindeki her olayın TCK m.87/4 kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir.

SUÇUN CEZASI NE KADARDIR?

Burada internet üzerinde eski ve artık yürürlükte olmayan ceza miktarlarının bulunması nedeniyle özellikle dikkatli olunması gerekir. 4 Haziran 2025 tarihinde 7550 sayılı Kanun ile TCK m.87’de değişiklik yapılmıştır. Güncel TCK m.87/4’e göre kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse: TCK m.86/1 kapsamındaki yaralama bakımından: 10 yıldan 14 yıla kadar hapis cezası, TCK m.86/3 kapsamındaki nitelikli yaralama bakımından: 14 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.

Dolayısıyla eski internet içeriklerinde yer alan “8-12 yıl” veya “12-18 yıl” şeklindeki bilgiler güncel ceza miktarlarını yansıtmamaktadır. Ceza miktarının belirlenmesinde ayrıca somut olayın özellikleri, failin kusuru ve TCK’nın genel hükümleri dikkate alınmaktadır.

KASTEN ÖLDÜRME İLE KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜM ARASINDAKİ FARK NEDİR?

Bu suçlarda en temel sorunlardan biri, failin kastının nereye yöneldiğinin belirlenmesidir.

Örneğin fail mağdurun hayati organlarına defalarca bıçakla saldırmış, saldırı sırasında ölüm sonucunu istemiş veya ölüm ihtimalini açıkça göze almışsa olayın kasten öldürme bakımından değerlendirilmesi gündeme gelebilir.

Buna karşılık failin amacı mağduru yaralamaksa ve ölüm neticesi bu yaralamanın ardından gerçekleşmişse TCK m.87/4 değerlendirilebilir.

Bu ayrım ise; failin gerçek kastının,  dış dünyaya yansıyan davranışlarından hareketle belirlenir.

Örneğin;

  • saldırının niteliği,
  • kullanılan silah veya araç,
  • vücudun hangi bölgesine yönelik hareket edildiği,
  • darbelerin sayısı ve şiddeti,
  • taraflar arasındaki husumet,
  • olaydan önceki tehditler,
  • olaydan sonraki davranışlar,
  • yaralı kişinin yardımına engel olunup olunmadığı

gibi hususlar birlikte değerlendirilir. Anayasa Mahkemesi de kastın belirlenmesinde failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışlarının dikkate alınması gerektiğini kabul etmektedir.

ÖLÜM NETİCESİ BAKIMINDAN TAKSİR NE ANLAMA GELİR?

TCK m.23 uyarınca neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda failin meydana gelen daha ağır neticeden sorumlu tutulabilmesi için en azından taksir düzeyinde kusurunun bulunması gerekir. Bu nedenle yalnızca nedensellik bağının bulunması yeterli değildir.

Örneğin fail mağduru yaralamış olabilir ve mağdur daha sonra tamamen farklı, olağan dışı bir nedenle hayatını kaybetmiş olabilir.

Böyle bir durumda: “Fail yaraladı, mağdur öldü, o halde fail ölümden sorumludur.” şeklinde otomatik bir sonuç kurulamaz. Ölümün öngörülebilir olup olmadığı ve failin gereken dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığı da incelenmelidir. Ölüm neticesi bakımından taksirin hiç bulunmadığı olaylarda TCK m.87/4 kapsamında sorumluluk doğmayacaktır.

NEDENSELLİK BAĞI NEDİR?

Nedensellik, failin gerçekleştirdiği davranış ile meydana gelen sonuç arasındaki neden-sonuç bağlantısını ifade etmektedir.

Örneğin; Bir kişi mağduru bıçaklayarak ağır şekilde yaralamış, mağdur hastaneye sevk edilirken ambulans trafik kazası yapmış ve mağdur bu kaza nedeniyle hayatını kaybetmiş olsun. İlk bakışta failin yaralama eylemi olaylar zincirinin başlangıcında yer almaktadır. Ancak burada ölümün doğrudan failin yaralama eyleminin sonucu olarak kabul edilip edilemeyeceği ayrıca incelenmelidir.

Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana geldiği iddiasında şu sorunun cevaplanması gerekir: Mağdurun ölümüne failin yaralama eylemi neden olmuş mudur? Bu sorunun cevabı verilirken birçok faktör birlikte değerlendirilmelidir.

Nitekim; ölümün tıbbi nedeninin belirlenmesi gereken dosyalarda Adli Tıp Kurumu raporu, uzman bilirkişi görüşü, hastane kayıtları, otopsi raporu ve diğer tıbbi belgeler önem taşıyabilmektedir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu da yaralama ile ölüm arasındaki illiyet bağının bulunup bulunmadığının tıbbi bir mesele olduğunu ve uzman görüşünün önem taşıdığını kabul eden karar vermiştir. (Bu yaklaşım için; YCGK’nın 08.12.2022 tarihli, 2021/130 E., 2022/780 K. sayılı kararına bkz.)

Ancak tıbbi rapor ile mahkemenin hukuki değerlendirmesi aynı şey değildir. Bilirkişi ölümün tıbbi nedenini ortaya koyabilir. Fakat bu ölümün ceza hukuku anlamında faile yüklenip yüklenemeyeceğine nihai olarak mahkeme karar verir.

OBJEKTİF İSNADİYET NEDİR?

Objektif isnadiyet, oldukça teknik bir kavram olmakla birlikte basitçe şöyle ifade edilebilir: Bir ölümün fiilen failin davranışıyla bağlantılı olması başka, bu ölümün hukuken failin üzerine yüklenmesi başka bir meseledir.

Örneğin mağdurun yaralanmasından sonra tamamen sıra dışı bir olay meydana gelmiş ve ölüm bu olay nedeniyle gerçekleşmişse, ilk hareket ile ölüm arasında bir bağlantı bulunmasına rağmen ölümün failin eseri olarak kabul edilip edilmeyeceği ayrıca incelenebilir.

Bu nedenle bir avukatın dosyayı incelerken yalnızca “illiyet bağı var mı?” sorusuyla yetinmemesi, ölümün gerçekten failin yaralama fiiline hukuken yüklenebilir olup olmadığını da incelemesi önemlidir.

SUÇ TİPİNE ÖZGÜ TEHLİKE BAĞLANTISI NEDİR?

Failin gerçekleştirdiği yaralama fiili, yalnızca herhangi bir şekilde ölüme neden olmuş olmamalı, aynı zamanda kasten yaralama suçunun taşıdığı tehlikenin ölüm şeklinde gerçekleşmesine yol açmış olmalıdır.

Örneğin bir kişiyi bıçakla yaralayan failin yaralama sonucu iç kanama meydana gelmesi ve mağdurun bu nedenle hayatını kaybetmesi halinde ölüm, yaralamanın doğrudan taşıdığı tehlikenin gerçekleşmesi olarak değerlendirilebilir.

Buna karşılık failin gerçekleştirdiği hareketin yaralama bakımından hafif kalması ve ölümün tamamen farklı bir tehlikenin gerçekleşmesi nedeniyle meydana gelmesi halinde farklı bir hukuki değerlendirme yapılabilir.

BASİT YARALAMA + AĞIR HASTALIK + ÖLÜM: FAİL SORUMLU OLUR MU?

Uygulamada en fazla sorun oluşturan olaylardan biri mağdurun önceden sahip olduğu hastalıkların ölüm sürecine katkıda bulunmasıdır.

Örneğin mağdur kalp hastasıdır. Fail mağdura yumruk atmaktadır. Mağdur olayın yarattığı stres ve efor nedeniyle kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmektedir. Burada tek başına, darbe nedeniyle öldüğü sonucuna ulaşılamamaktadır.

Öncelikle yaralamanın niteliği, failin mağdurun hastalığını bilip bilmediği, ölüm neticesinin öngörülebilir olup olmadığı ve yaralama fiilinin TCK m.87/4’te aranan ağırlıkta olup olmadığı araştırılmalıdır. Dolayısıyla mağdurun mevcut hastalığı, yargılama açısından oldukça önemli niteliktedir.

MAĞDURUN ÖNCEDEN VAR OLAN HASTALIĞI FAİLİ HER ZAMAN SORUMLU YAPAR MI?

Hayır. Mağdurun önceden var olan hastalığı ölümün meydana gelmesine katkıda bulunmuşsa, bu durum otomatik olarak failin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığı gibi otomatik olarak artırmaz da.

Örneğin kemik kırığı ve komplikasyonları ölümün oluşumunda etkili olmuş olabilir; aynı anda mağdurda osteoporoz veya kalp-damar hastalığı bulunabilir.

Bu tür durumlarda tıbbi nedenler ile ceza hukuku açısından sorumluluk arasındaki ilişkinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.( Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21.03.2024 tarihli, 2022/6614 E., 2024/1956 K. sayılı kararı bu açıdan dikkat çekicidir)

MAĞDURUN KENDİ DAVRANIŞI ÖLÜME NEDEN OLURSA NE OLUR?

Her olayda ölüm, failin doğrudan uyguladığı darbenin etkisiyle meydana gelmez. Bazen mağdurun veya üçüncü bir kişinin daha sonraki davranışı ölümün ortaya çıkmasında rol oynayabilir.

Örneğin failin saldırısından kaçan mağdur, korku nedeniyle yola çıkmış ve trafik kazasında ölmüş olabilir. Ya da mağdur saldırıdan kurtulmak için bir binanın camını kırarak kaçmaya çalışmış ve bu sırada meydana gelen bir yaralanma sonucunda hayatını kaybetmiş olabilir. Bu gibi olaylarda yaralama ile ölüm arasındaki nedensellik zinciri oldukça karmaşık hale gelir.

Bu nedenle ölümün ortaya çıkmasındaki tüm aşamaların incelenmesi gerekir.

ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN DAVRANIŞI NEDENSELLİĞİ KESER Mİ?

Ölüm olayına üçüncü bir kişinin dahil olması da sık karşılaşılan bir sorundur.

Örneğin mağdurun hastaneye götürülmesi sırasında sağlık personelinin müdahalesi, başka bir kişinin fiziksel müdahalesi veya üçüncü kişinin yeni bir tehlike yaratması gündeme gelebilir.

Her üçüncü kişi davranışı nedensellik bağını kesmez. Eğer üçüncü kişi tamamen bağımsız ve öngörülemeyen yeni bir tehlike yaratmışsa ölümün faile isnat edilmesi mümkün olmayabilir. Buna karşılık üçüncü kişinin davranışı failin oluşturduğu tehlikeli sürecin devamı niteliğindeyse sorumluluk devam edebilir.  Bu ayrım oldukça önemlidir.

TIBBİ MÜDAHALE HATASI ÖLÜMDE FAİLİN SORUMLULUĞUNU ORTADAN KALDIRIR MI?

Bu soru, TCK m.87/4 bakımından özellikle önemlidir. Bir kişi yaralanmış, hastaneye götürülmüş ve burada gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin ardından hayatını kaybetmiş olabilir.

Burada: “Doktor hatası var, dolayısıyla ilk yaralayan kişi sorumlu değildir.” şeklinde otomatik bir sonuç çıkarılamaz.

Tıbbi müdahalenin niteliği, yapılan hatanın ağırlığı ve yaralama ile ölüm arasındaki ilişkinin nasıl etkilendiği incelenmelidir. Referans makalede, tıbbi hatanın kural olarak yaralama ile ölüm arasındaki isnadiyet bağını ortadan kaldırmadığı; ancak ağır nitelikte bir tıbbi hata bulunması halinde farklı bir değerlendirmeye gidilebileceği ifade edilmektedir.

Bu nedenle bir dosyada;

  • acil servis kayıtları,
  • ameliyat raporları,
  • epikrizler,
  • otopsi raporu,
  • Adli Tıp Kurumu raporu,
  • bilirkişi değerlendirmeleri,
  • tıbbi müdahale kronolojisi

ayrıntılı biçimde incelenmelidir.

OLAY SONRASI GELİŞEN ENFEKSİYON VE KOMPLİKASYONLAR ÖLÜMÜ FAİLE BAĞLAR MI?

Yaralanmanın ardından enfeksiyon, organ yetmezliği, iç kanama, emboli veya başka komplikasyonların meydana gelmesi halinde de aynı temel soru sorulmalıdır: Bu komplikasyon, gerçekleştirilen yaralamanın ortaya çıkardığı tıbbi sürecin devamı mıdır?

Örneğin bıçaklama sonucunda meydana gelen iç kanamanın ardından mağdurun ameliyat edilmesi ve sonrasında gelişen komplikasyon nedeniyle hayatını kaybetmesi, ilk yaralama ile ölüm arasındaki bağlantının kendiliğinden ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Burada tıbbi sürecin bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Özellikle mağdurun hastane sürecinde hangi aşamalardan geçtiği ve ölümün kesin nedeni önem taşır. Bu nedenle TCK m.87/4 dosyalarında olay ile ölüm arasındaki zaman farkının tek başına belirleyici olmadığı unutulmamalıdır. Bir mağdurun olaydan günler veya haftalar sonra hayatını kaybetmesi, tek başına yaralama ile ölüm arasındaki illiyet bağını ortadan kaldırmaz.

NEDENSELLİĞİN KESİLDİĞİ DURUMLAR NELERDİR?

Nedensellik zincirinin kesilmesi, failin yaralama eyleminden sonra meydana gelen bağımsız olayın ölüm sonucunu tek başına meydana getirmesi halinde gündeme gelebilir.

Örneğin fail mağduru yaralamış, ancak mağdurun ölümüne yaralamadan tamamen bağımsız ve öngörülemeyen başka bir olay neden olmuşsa farklı bir hukuki değerlendirme yapılabilir.

Asıl sorulması ve cevaplanması gereken: Sonraki olay, failin başlattığı nedensel süreci gerçekten tamamen ortadan kaldırmış mıdır? olmalıdır.

ALTERNATİF NEDENSELLİK NEDİR?

Bir ölümün meydana gelmesine aynı anda birbirinden bağımsız birden fazla eylem neden olabilecek durumdaysa alternatif nedensellik tartışması ortaya çıkabilir.

Örneğin iki ayrı failin birbirinden bağımsız şekilde mağdura ateş ettiği ve her iki ateşin de tek başına öldürücü nitelikte olduğu varsayılsın.

Hangi kurşunun ölümü meydana getirdiğinin tespit edilememesi, klasik nedensellik analizini güçleştirebilir. Referans makalede bu tür olaylarda alternatif nedensellik bakımından özel değerlendirmeler yapılmakta ve failin eylemlerinin gerçekten ölüm sonucuna neden olabilecek nitelikte olup olmadığının ayrıca belirlenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.  Bu tarz olaylarda şüpheden sanık yararlanır ilkesi de ayrıca önem kazanmaktadır.

KÜMÜLATİF NEDENSELLİK NEDİR?

Birden fazla kişinin birbirinden bağımsız eylemlerinin tek başına ölümü meydana getirmeye yetmediği, ancak bu eylemlerin birleşmesiyle ölümün meydana geldiği durumlarda kümülatif nedensellik söz konusu olabilir.

Örneğin; A’nın gerçekleştirdiği yaralama tek başına ölüm için yeterli değildir. B’nin gerçekleştirdiği hareket de tek başına ölüm için yeterli değildir. Ancak A ve B’nin eylemleri birleştiğinde ölüm meydana gelmektedir. Bu durumda her bir davranışın ölümün oluşumundaki rolünün ayrıca değerlendirilmesi gerekir.

SAĞLIK PERSONELİNİN HATASI HALİNDE İLK FAIL HER ZAMAN SORUMLU MUDUR?

Hayır. Bir kişinin yaralanmasından sonra hastanede yapılan tıbbi müdahale sırasında hata meydana gelmesi, ilk fail açısından otomatik bir sorumluluk yaratmadığı gibi otomatik olarak sorumluluğu da kaldırmaz.

Tıbbi müdahalenin:

  • olağan bir tıbbi risk mi,
  • basit bir hata mı,
  • ağır ihmal mi,
  • tamamen bağımsız yeni bir tehlike mi

olduğu önemlidir. Dolayısıyla özellikle tıbbi müdahale içeren dosyalarda hem ceza hukuku hem tıp hukuku bakımından uzman incelemesi oldukça önemlidir.

İHMALİ DAVRANIŞLA KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜM MÜMKÜN MÜ?

Kasten yaralama çoğunlukla aktif bir hareketle gerçekleştirilir. Ancak bazı olaylarda kişinin hukuken müdahale etme yükümlülüğü bulunabilir ve bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda yaralama meydana gelebilir.

Örneğin bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişinin bilerek müdahale etmemesi, gerekli davranışı gerçekleştirmemesi veya mağdurun mevcut durumunu ağırlaştıracak biçimde ihmalkâr davranması gibi olaylar somut şartlara göre incelenebilir. Ancak ihmali davranış bakımından ayrıca kişinin hukuken müdahale yükümlülüğünün bulunması gerekir.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜMDE ADLİ TIP RAPORUNUN ÖNEMİ

Bu tür dosyalarda Adli Tıp Kurumu raporu çoğu zaman kritik öneme sahiptir.

Çünkü mahkemenin özellikle şu soruları cevaplaması gerekir:

  • Yaralanmanın niteliği nedir?
  • Ölümün tıbbi nedeni nedir?
  • Yaralanma ile ölüm arasında tıbbi illiyet bulunmakta mıdır?
  • Önceden mevcut hastalıkların etkisi var mıdır?
  • Ölüm olayının meydana gelmesinde komplikasyonların rolü nedir?
  • Tıbbi müdahalenin ölüm üzerinde etkisi olmuş mudur?

Bu soruların her birinin ayrı değerlendirilmesi gerekebilir. Ancak Adli Tıp raporu da mahkeme açısından “otomatik karar” niteliğinde değildir. Mahkeme, raporu diğer delillerle birlikte değerlendirir.

Eksik, çelişkili veya birbirini doğrulamayan tıbbi raporların bulunduğu dosyalarda yeni rapor alınması veya bilirkişi incelemesinin genişletilmesi gündeme gelebilir. Yargıtay uygulamasında da yaralama ile ölüm arasındaki tıbbi bağlantının uzman görüşleriyle belirlenmesinin önemi vurgulanmaktadır.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜMDE YARGITAY UYGULAMASI

1-) Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/6614, K. 2024/1956, 21.03.2024

Sanığın mağduru iteklemesi sonucu oluşan yaralanmanın ardından ölüm meydana gelmiştir. Adli Tıp değerlendirmesinde mağdurda mevcut osteoporoz ve kalp-damar hastalığının ölüm sürecine katkıda bulunduğu belirtilmiş olmasına rağmen, Yargıtay olayın TCK m.87/4 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki hukuki yaklaşımı benimsemiştir.

Bu karar, önceden mevcut hastalığın bulunmasının tek başına failin sorumluluğunu ortadan kaldırmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Ancak kararın güncel mevzuat bakımından hangi ceza miktarına ulaşacağı ayrıca güncel TCK m.87 üzerinden değerlendirilmelidir.

2-) Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/218, K. 2016/256, 10.05.2016

Bu kararda failin kalp rahatsızlığı bulunan bir mağdura yönelik yaralama eylemi sonrasında ölüm meydana gelmesi değerlendirilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, eylemin TCK m.86/2 kapsamında kalması nedeniyle TCK m.87/4’ün uygulanamayacağı; bununla birlikte ölüm neticesinin öngörülebilirliği bakımından ayrıca değerlendirme yapılması gerektiği yönünde sonuca ulaşmıştır.

Karar özellikle “basit yaralama + mevcut hastalık + ölüm” kombinasyonunda dikkat edilmesi gereken önemli örneklerden biridir.

3-) Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2012/4070, K. 2014/13874, 05.06.2014

Mağdurun mevcut kalp-damar rahatsızlığı, travma ve ölüm arasındaki bağlantı değerlendirilmiştir.

Yargıtay, ölümün gerçekleşmesinde mevcut hastalık ile olay arasındaki ilişkinin yalnızca tıbbi raporla değil, ceza hukuku bakımından anlamlı bir nedensellik ilişkisi oluşturup oluşturmadığı açısından da değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.

4-) Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/130, K. 2022/780, 08.12.2022

Bu kararda yaralama ile ölüm arasındaki illiyet bağının tıbbi bir konu olduğu ve uzman görüşünün önem taşıdığı vurgulanmaktadır.  Özellikle ölüm sebebinin birden fazla faktöre bağlı olduğu olaylarda bu yaklaşım önem kazanmaktadır.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜMDE DELİLLER

Bu tür davalarda yalnızca tanık anlatımlarına dayanılması çoğu zaman yeterli olmayabilir.

Dosyanın niteliğine göre;

  • Adli Tıp Kurumu raporları,
  • otopsi raporu,
  • hastane kayıtları,
  • ameliyat ve epikriz belgeleri,
  • acil servis kayıtları,
  • kamera görüntüleri,
  • telefon kayıtları,
  • mesajlaşmalar,
  • olay yeri inceleme raporu,
  • silah veya kullanılan araçlara ilişkin kriminal incelemeler,
  • tanık anlatımları,
  • olay öncesi ve sonrası görüntüler

önem taşıyabilir. Özellikle olayın ölümle sonuçlandığı durumlarda olay anı kadar olay sonrası tıbbi süreç de araştırılmalıdır.

Örneğin mağdur olaydan hemen sonra değil, iki hafta sonra öldüyse yalnızca olay anına ilişkin kamera kayıtlarının incelenmesi yeterli olmayabilir.

Hastane süreci, komplikasyonlar, uygulanan tedavi ve ölüm sebebi de dosyaya dahil edilmelidir.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜM SUÇUNDA EN SIK KARŞILAŞILAN HUKUKİ SORUNLAR

Uygulamada özellikle şu sorunlar gündeme gelmektedir:

1-) Failin kastının yaralamaya mı yoksa öldürmeye mi yönelik olduğu

2-) Yaralama ile ölüm arasındaki tıbbi illiyet bağının bulunup bulunmadığı

3-) Mağdurun mevcut hastalığının ölümdeki rolü

4-) Hastanedeki tıbbi müdahalenin ölüm sürecine etkisi

5-) Üçüncü kişinin eyleminin nedensellik zincirine etkisi

6-) Mağdurun kendi davranışının ölüm sonucuna etkisi

7-) Ölümün öngörülebilir olup olmadığı

😎 Yaralamanın TCK m.86/2 kapsamındaki hafif yaralama olup olmadığı

9-) TCK m.86/3 kapsamındaki nitelikli yaralama hükümlerinin bulunup bulunmadığı

10-) Eksik veya çelişkili adli tıp raporunun hükme esas alınıp alınamayacağı

Bu nedenle TCK m.87/4 dosyaları, sıradan bir kasten yaralama dosyasına göre çok daha kapsamlı bir delil ve hukuki nitelendirme çalışması gerektirebilir.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜM SUÇU İLE TAKSİRLE ÖLDÜRME ARASINDAKİ FARK

Bazı olaylarda failin yaralama kastıyla hareket ettiği, ancak meydana gelen ölümün öngörülmediği veya hukuken farklı bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği sonucuna ulaşılabilir. Özellikle TCK m.86/2 kapsamında kalan hafif yaralamalarda bu ayrım daha da önemlidir.

Örneğin failin gerçekleştirdiği hareket basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralama oluşturmuş, fakat mağdurun önceden mevcut ağır hastalığı nedeniyle ölüm meydana gelmişse olayın TCK m.87/4 kapsamında mı, taksirle öldürme kapsamında mı, yoksa yalnızca kasten yaralama kapsamında mı değerlendirileceği somut olaya göre belirlenmelidir.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜM SUÇUNDA “MAĞDURUN KUSURU” DİKKATE ALINIR MI?

Mağdurun olay sırasında yaptığı bazı davranışlar ölüm sürecinde rol oynayabilir.

Örneğin mağdurun kaçarken dengesini kaybetmesi, tehlikeli bir yere yönelmesi veya tedavi sürecinde bazı davranışlarda bulunması mümkündür.

Ancak mağdurun her davranışı fail ile ölüm arasındaki bağlantıyı kesmez.

Burada davranışın;

  • öngörülebilir olup olmadığı,
  • failin oluşturduğu tehlikenin doğal sonucu olup olmadığı,
  • tamamen bağımsız yeni bir tehlike yaratıp yaratmadığı

değerlendirilmelidir. Özellikle mağdurun kendi davranışının ölüm sonucuna katkıda bulunduğu olaylarda dosyanın sadece “mağdur da kusurluydu” şeklinde değerlendirilmesi hukuken yeterli değildir.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜM SUÇUNDA GÖREVLİ MAHKEME

TCK m.87/4 kapsamında açılan davalarda görevli mahkeme, somut olayda isnat edilen suç ve diğer suçlarla birlikte değerlendirilmek üzere ağır ceza mahkemesi kapsamında ele alınmaktadır. Özellikle TCK m.87/4’teki güncel ceza sınırlarının yüksek olması nedeniyle bu suç, basit ceza yargılaması veya basit yargılama usulü sınırlarının oldukça dışındadır. Ancak dosyada başka suçların da bulunması halinde görev ve uygulanacak usul bütün isnatlar birlikte değerlendirilmelidir.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜM SUÇUNDA TUTUKLAMA SÖZ KONUSU OLUR MU?

Bu suçta tutuklama ihtimali, yalnızca suçun adından hareketle değerlendirilmez. CMK kapsamında kuvvetli suç şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığı ayrıca incelenir. Bununla birlikte TCK m.87/4’te öngörülen hapis cezalarının yüksek olması ve suçun niteliği nedeniyle soruşturma aşamasında tutuklama talebiyle karşılaşılması mümkündür.

Bu durumda;

  • mevcut deliller,
  • olayın oluş biçimi,
  • sanığın sabit ikametgahı,
  • kaçma şüphesi,
  • delilleri etkileme ihtimali,
  • mağdur veya tanıklar üzerinde baskı kurma ihtimali

gibi hususlar ayrıca değerlendirilmelidir. Her TCK m.87/4 dosyasında otomatik tutuklama yapılacağı şeklinde bir kural bulunmamaktadır.

KASTEN YARALAMA SONUCU ÖLÜM SUÇUNDA SIK SORULAN SORULAR

1-) Bir kişiyi dövdüm, kişi daha sonra öldü. Kesin olarak TCK m.87/4 mü uygulanır?

Hayır. Öncelikle failin yaralama kastıyla hareket edip etmediği, yaralama ile ölüm arasındaki nedensellik, ölüm bakımından taksir ve yaralamanın TCK m.87/4 kapsamındaki nitelikte olup olmadığı belirlenmelidir.

2-) Mağdurun önceden kalp hastalığı varsa fail yine sorumlu olur mu?

Otomatik olarak evet veya hayır denilemez. Hastalığın olayla ilişkisi, failin bu durumu bilip bilmediği, ölümün öngörülebilirliği ve yaralamanın niteliği birlikte değerlendirilmelidir.

3-) Mağdur hastanede öldüyse ölümden ilk saldıran kişi sorumlu olur mu?

Tıbbi müdahalenin ve hastane sürecinin niteliğine göre değişir. Normal tıbbi süreç ve olağan komplikasyonlar ile bağımsız ve ağır bir tıbbi hata aynı şekilde değerlendirilmez.

4-) Mağdur olaydan haftalar sonra ölürse TCK m.87/4 uygulanabilir mi?

Evet, ölüm ile yaralama arasında hukuki ve tıbbi bağlantı bulunuyorsa zaman aralığının uzun olması tek başına TCK m.87/4’ü engellemez.

5-) Ölümün kesin nedeni belirlenemediğinde fail beraat eder mi?

Her zaman değil. Ölüm sebebinin kesin biçimde belirlenememesi ile failin eylemi ile ölüm arasındaki bağlantının hiçbir şekilde ortaya konulamaması aynı şey değildir.

6-) Fail “ben öldürmek istemedim” derse TCK m.87/4 uygulanır mı?

Tek başına bu beyan yeterli değildir. Failin kastı olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışlarından hareketle belirlenir.

7-) Bıçakla yaralama sonucu ölüm meydana geldiyse otomatik olarak TCK m.87/4 mü uygulanır?

Hayır. Bıçak kullanılması tek başına failin yaralama kastını veya öldürme kastını kesin biçimde göstermez. Olayın tamamı değerlendirilmelidir.

😎 Mağdur da olay sırasında hata yaptıysa fail sorumluluktan kurtulur mu?

Hayır. Mağdurun davranışının ölüm sürecindeki hukuki etkisi ayrıca incelenir. Her mağdur davranışı nedensellik bağını kesmez.

9-) İki kişi mağduru yaraladı, ölümün hangi darbeden kaynaklandığı bilinmiyor. Ne olur?

Bu durum olayın alternatif veya kümülatif nedensellik özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Fail sayısı, eylemlerin niteliği, ortak suç işleme iradesi ve tıbbi deliller önemlidir.

10-) Ölüm neticesini olası kastla istemişsem TCK m.87/4 mü uygulanır?

Hayır. Ölüm neticesi bakımından olası kast bulunduğu kabul edilirse kasten öldürme suçu gündeme gelebilir.

11-) TCK m.87/4’ün güncel cezası nedir?

17 Ağustos 2026 itibarıyla TCK m.87/4 kapsamında TCK m.86/1’e giren yaralama bakımından 10-14 yıl, TCK m.86/3 kapsamındaki yaralama bakımından 14-18 yıl hapis cezası öngörülmektedir.

12-) İnternette 8-12 yıl yazıyor, hangisi doğru?

Eski bilgiler bulunmaktadır. TCK m.87/4’te 4 Haziran 2025 tarihinde değişiklik yapılmış ve ceza miktarları artırılmıştır. Bu nedenle güncel olaylarda yürürlükteki metin esas alınmalıdır.

13-) Basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir yaralama ölümle sonuçlanırsa TCK m.87/4 kesin olarak uygulanır mı?

Hayır. TCK m.87/4’ün kanuni yapısı nedeniyle TCK m.86/2 kapsamındaki hafif yaralamalar ayrıca değerlendirilmelidir.

14-) TCK m.87/4 suçunda Adli Tıp raporu önemli midir?

Evet. Özellikle ölüm sebebi, yaralama ile ölüm arasındaki tıbbi bağlantı ve komplikasyonların etkisinin belirlenmesi bakımından önemli delillerden biridir.

15-) Doktor hatası varsa ilk fail beraat eder mi?

Otomatik olarak hayır. Hatanın niteliği, ağırlığı ve yaralama ile ölüm arasındaki nedensel süreç üzerindeki etkisi araştırılmalıdır.

16-) Bu suçta, Hükmün Açıklanmasının İadesi Mümkün mü?

HAGB’nin uygulanıp uygulanmayacağı konusunda yalnızca suçun kanuni adının değil, somut olayda verilen hapis cezasının miktarı, sanığın geçmişi ve CMK’daki güncel koşullar dikkate alınmalıdır.

SONUÇ

Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi, ceza hukuku bakımından oldukça ağır sonuçlar doğurabilecek bir durumdur. Ancak ölüm neticesinin gerçekleşmesi tek başına failin TCK m.87/4 kapsamında sorumlu tutulması için yeterli değildir.

Öncelikle failin öldürme değil yaralama kastıyla hareket etmiş olması gerekir. Bunun yanında gerçekleştirilen yaralama ile ölüm arasında nedensellik bağlantısının bulunması ve ölüm neticesinin fail bakımından en azından taksir düzeyinde öngörülebilir ve isnat edilebilir olması gerekir.

Özellikle mağdurun önceden mevcut bir hastalığının bulunması, olaydan sonra tıbbi müdahale yapılması, komplikasyon gelişmesi, üçüncü kişilerin olayın içine dahil olması veya mağdurun kendi davranışlarının ölüm sürecinde etkili olması halinde dosyanın hukuki değerlendirmesi daha da karmaşık hale gelmektedir.

Bu tür olaylarda yalnızca Adli Tıp Kurumu raporunda kullanılan bir cümleye veya sanığın tek bir beyanına dayanılarak sonuca ulaşılması doğru değildir. Olayın tıbbi ve hukuki yönleri birlikte incelenmelidir.

Ayrıca TCK m.87/4 bakımından güncel ceza miktarlarının da özellikle dikkate alınması gerekmektedir. 4 Haziran 2025 tarihinde yapılan değişiklik sonrasında, TCK m.86/1 kapsamındaki yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi halinde 10 yıldan 14 yıla kadar; TCK m.86/3 kapsamındaki nitelikli yaralama sonucunda ölüm meydana gelmesi halinde ise 14 yıldan 18 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir.

Sonuç olarak kasten yaralama sonucu ölüm dosyalarında en önemli meselelerden biri, ölümün yalnızca “yaralamadan sonra meydana gelmiş bir sonuç” olup olmadığının değil, “ceza hukuku anlamında failin yaralama eyleminin sonucu ve ona yüklenebilir bir netice” olup olmadığının belirlenmesidir.

Bu nedenle her olayda; yaralama kastı → yaralamanın niteliği → nedensellik → ölümün öngörülebilirliği → objektif isnadiyet → suç vasfı → ceza şeklindeki değerlendirme zincirinin bütün olarak incelenmesi gerekmektedir.

AVUKAT DESTEĞİNİN ÖNEMİ

Kasten yaralama sonucu ölüm meydana gelen dosyalar, ceza hukukunun en teknik ve sonuçları en ağır uyuşmazlıklarından biridir.

Bir taraftan mağdurun yaşamını kaybetmesi nedeniyle son derece ciddi bir ceza sorumluluğu gündeme gelirken, diğer taraftan failin hangi neticeden hangi koşullarda sorumlu tutulabileceğinin doğru şekilde belirlenmesi gerekir.

Özellikle olayın ölümle sonuçlanması, dosyanın yalnızca ceza hukuku bakımından değil, aynı zamanda adli tıp ve tıp hukuku bakımından da değerlendirilmesini gerektirebilir.

Bu nedenle;

  • otopsi raporunun,
  • Adli Tıp Kurumu raporlarının,
  • hastane kayıtlarının,
  • tıbbi müdahale sürecinin,
  • olay yeri delillerinin,
  • kamera kayıtlarının,
  • tanık ifadelerinin

birlikte incelenmesi büyük önem taşımaktadır.

Fail açısından özellikle öldürme kastının bulunup bulunmadığı, yaralamanın hangi TCK hükmüne girdiği, ölüm neticesinin öngörülebilir olup olmadığı ve nedensellik bağının hangi aşamada devam ettiği veya kesildiği dikkatle değerlendirilmelidir.

Mağdur yakınları açısından ise ölümün gerçek nedeninin ortaya çıkarılması, eksik veya çelişkili tıbbi raporların değerlendirilmesi, olayın doğru şekilde vasıflandırılması ve gerekli delillerin zamanında toplanması son derece önemlidir.

Unutulmamalıdır ki TCK m.87/4 dosyalarında bazen tek bir tıbbi bulgu, tek bir kamera kaydı veya olay sonrası gelişen bir komplikasyon suçun hukuki niteliğini değiştirebilecek öneme sahip olabilir.

Bu nedenle soruşturmanın ilk aşamasından itibaren dosyanın bütün yönleriyle ele alınması ve alanında uzman bir ceza avukatından hukuki destek alınması, hem mağdur haklarının korunması hem de şüpheli veya sanığın yalnızca hukuken yüklenebilecek neticelerden sorumlu tutulması açısından büyük önem taşımaktadır.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *