ISRARLI TAKİP SUÇU NEDİR?
Günümüzde kişilerin birbirleriyle iletişim kurma imkanlarının oldukça genişlemesi, bir kimseye ulaşmayı kolaylaştırdığı gibi, istenmeyen iletişim biçimlerinin sürekli hale gelmesine de imkan sağlamaktadır. Bir kişinin başka bir kişiyi fiziksel olarak takip etmesi, bulunduğu yerlere gitmesi, telefon ve mesaj yoluyla tekrar tekrar ulaşmaya çalışması veya başkalarını araya koyarak iletişim kurmaya devam etmesi, belirli koşullar altında ceza hukuku bakımından önem taşıyabilmektedir.
Uluslararası literatürde “stalking” olarak ifade edilen bu davranış biçimi, Türk hukukunda 7406 sayılı Kanun ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na eklenen 123/A maddesiyle bağımsız bir suç haline getirilmiştir. TCK m.123/A, 27.05.2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
TCK m.123/A hükmünde;
“Israrlı bir şekilde; fiziken takip etmek ya da haberleşme ve iletişim araçlarını, bilişim sistemlerini veya üçüncü kişileri kullanarak temas kurmaya çalışmak suretiyle bir kimse üzerinde ciddi bir huzursuzluk oluşmasına ya da kendisinin veya yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasına neden olan faile altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.” denilmektedir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise suçun belirli şartlar altında daha ağır cezayı gerektiren halleri düzenlenmiştir. Buna göre suçun çocuğa veya ayrılık kararı verilen ya da boşanılan eşe karşı işlenmesi, mağdurun okulunu, işyerini veya konutunu değiştirmesine ya da okulunu veya işini bırakmasına neden olunması ve hakkında belirli koruma tedbirleri bulunan fail tarafından işlenmesi halinde ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis olarak uygulanmaktadır. Suçun soruşturulması ve kovuşturulması ise şikâyete bağlıdır.
Israrlı takip suçunun oluşabilmesi için yalnızca bir kişiye ulaşılmaya çalışılması yeterli değildir. Kanunda belirtilen hareketlerden birinin bulunması, bu hareketin ısrarlı nitelikte olması ve kanunda belirtilen huzursuzluk veya güvenlik endişesi bakımından suç tipinin diğer şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.
Bu nedenle bir kimsenin eski sevgilisini bir kez araması, tesadüfen karşılaşması veya hukuki bir mesele nedeniyle başka bir kişiye ulaşmaya çalışması, tek başına ısrarlı takip suçunun oluştuğu anlamına gelmez. Asıl mesele, davranışların hangi noktada normal bir iletişim veya karşılaşma olmaktan çıkarak kişinin yaşam alanına yönelen sistematik bir takip niteliğine dönüştüğünün belirlenmesidir.
ISRARLI TAKİP SUÇUYLA KORUNAN HUKUKİ DEĞER
Israrlı takip suçu, Türk Ceza Kanunu’nun “Hürriyete Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenmiştir. Bu düzenleme yeri, suçla korunan hukuki değerin belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Kişinin yalnızca fiziksel özgürlüğünün değil, günlük yaşamını kendi iradesi doğrultusunda sürdürebilmesinin ve başkalarının sürekli müdahalesi altında kalmadan hareket edebilmesinin de korunması amaçlanmaktadır.
Bir kimsenin sürekli olarak takip edildiğini düşünmesi, farklı iletişim kanallarından kendisine ulaşılması veya güvenliği bakımından tehdit oluşturabilecek davranışlara maruz kalması, kişinin günlük hayatını değiştirmesine neden olabilir.
Örneğin;
- işe gidiş geliş güzergahının değiştirilmesi,
- sosyal medya hesaplarının kapatılması,
- telefon numarasının değiştirilmesi,
- evden dışarı çıkarken sürekli tedirgin olunması,
- okul veya işyerinin değiştirilmesinin düşünülmesi
gibi sonuçlar, ısrarlı takip davranışının kişi üzerindeki etkisini göstermektedir.
Bu nedenle suçla korunan hukuki değerin yalnızca “rahatsız edilmeme hakkı” şeklinde dar bir çerçevede değerlendirilmesi doğru olmayacaktır. Kişinin huzuru, güvenliği, psikolojik esenliği ve özgür iradesi doğrultusunda yaşamını sürdürebilmesi birlikte değerlendirilmelidir.
C-) ISRARLI TAKİP SUÇUNUN FAİLİ VE MAĞDURU
1-) Fail
Israrlı takip suçunun faili herkes olabilir. Kanunda failin belirli bir cinsiyete, mesleğe veya kişisel özelliğe sahip olması aranmadığından kadın veya erkek herkes bu suçun faili olabilir.
Her ne kadar ısrarlı takip davranışlarının kadına yönelik şiddet olayları bakımından önemli bir görünümü bulunsa da, TCK m.123/A yalnızca kadınların korunması amacıyla oluşturulmuş bir suç tipi değildir.
Dolayısıyla bir erkeğin eski eşi tarafından sürekli takip edilmesi, sosyal medya aracılığıyla rahatsız edilmesi veya yakınlarının kullanılması suretiyle kendisiyle iletişim kurulmaya çalışılması halinde de diğer şartların varlığı halinde TCK m.123/A uygulanabilir.
2-) Mağdur
Suçun mağduru bakımından da herhangi bir cinsiyet şartı bulunmamaktadır. Bununla birlikte kanun koyucu çocukları ve ayrılık kararı verilen ya da boşanılan eşleri özel olarak korumuş ve bu kişilere karşı işlenen ısrarlı takip fiillerini nitelikli hal olarak düzenlemiştir.
Mağdurun yalnızca kendisinin değil, yakınlarından birinin güvenliğine ilişkin endişe duyması da madde kapsamında dikkate alınabilmektedir. Burada “yakın” kavramının genişletici biçimde yorumlanması yerine somut olayın niteliğine göre ve ceza hukukunun kanunilik ilkesi dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerekir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNUN HAREKETLERİ
TCK m.123/A incelendiğinde suçun iki temel davranış biçimi üzerinden düzenlendiği görülmektedir. Bunlardan ilki fiziken takip, ikincisi ise haberleşme ve iletişim araçları, bilişim sistemleri veya üçüncü kişiler kullanılarak temas kurmaya çalışma şeklindedir. Bu davranışların tamamında ortak nokta “ısrar” unsurudur.
1-) Fiziken Takip Etmek
Fiziken takip, failin mağdurun bulunduğu veya gittiği yerlere sistematik biçimde yönelerek mağdurun üzerinde takip edildiği yönünde bir algı oluşturacak davranışlarda bulunmasıdır. Bir kişinin işe giderken sürekli aynı kişi tarafından izlenmesi, okul çıkışında beklenmesi, konut çevresinde tekrar tekrar görülmesi veya mağdurun günlük hareketlerinin takip edilmesi somut olayın özelliklerine göre fiziki takip niteliğinde olabilir. Ancak her karşılaşmanın takip anlamına gelmediği unutulmamalıdır.
Örneğin iki kişinin aynı mahallede bulunması, aynı iş merkezinde çalışması veya tesadüfen bir alışveriş merkezinde karşılaşması tek başına suç oluşturmaz. Burada belirleyici olan, davranışın rastlantısal olup olmadığı ve failin mağdurun hareketlerini bilerek ve sistematik şekilde takip edip etmediğidir.
Örneğin eski eşinin her gün işe gittiği saati bilen failin, birkaç hafta boyunca aynı güzergâhta beklemesi ve mağdurun geçtiği sırada onunla birlikte hareket etmesi, olayın diğer şartları da mevcutsa tesadüfi karşılaşma olarak kabul edilmeyebilir.
2-) Haberleşme ve İletişim Araçlarıyla Temas Kurmaya Çalışmak
Telefon görüşmeleri, SMS, elektronik posta, mektup veya benzeri iletişim araçları kullanılarak tekrar tekrar iletişim kurulmaya çalışılması da suç kapsamında değerlendirilebilir. Burada mağdurun mutlaka cevap vermesi veya fail ile fiilen görüşmesi gerekmez.
Örneğin;
- cevaplanmayan telefon çağrılarının farklı günlerde tekrar edilmesi,
- engellenen bir iletişim kanalının ardından başka numaraların kullanılması,
- sürekli mesaj gönderilmesi,
- cevap gelmemesine rağmen elektronik posta yoluyla iletişime devam edilmesi
somut olayın özelliklerine göre ısrarlı takip suçunu gündeme getirebilir.
Buna karşılık, taraflar arasında devam eden bir hukuki veya kişisel ilişkinin gerektirdiği makul iletişim girişimleri sırf karşı taraf tarafından hoş karşılanmadığı için suç haline gelmez.
Örneğin ortak çocukları bulunan boşanmış eşlerin çocukla ilgili zorunlu konularda iletişim kurması ile eski eşe özel hayatına ilişkin konularda sürekli iletişim kurulması aynı şekilde değerlendirilmemelidir.
SOSYAL MEDYA VE BİLİŞİM SİSTEMLERİ ÜZERİNDEN ISRARLI TAKİP
Teknolojik gelişmeler ısrarlı takip suçunun işleniş biçimlerini önemli ölçüde değiştirmiştir. Günümüzde kişinin mağduru fiziksel olarak izlemeden de uzun süreli bir takip davranışı gerçekleştirmesi mümkündür.
Sosyal medya platformlarında farklı hesaplar açılması, engelleme işleminden sonra yeni hesaplardan mesaj gönderilmesi, sürekli arkadaşlık veya takip taleplerinde bulunulması, doğrudan veya dolaylı biçimde mağdurla iletişim kurulmaya çalışılması gibi eylemler somut olayın koşullarına göre TCK m.123/A bakımından değerlendirme konusu olabilir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. Bir kişinin herkese açık sosyal medya hesabını incelemesi ile mağdurun kendisiyle iletişim kurulmasını istemediğini açıkça belirtmesine rağmen yeni hesaplar üzerinden tekrar tekrar mesaj gönderilmesi aynı değildir. Özellikle sosyal medya kullanımı bakımından ceza hukukunun sınırlarının genişletilmemesi gerekir.
Örneğin bir kişinin sosyal medyada herkese açık paylaşımı görmesi veya bir hesabı takip etmesi, başka hiçbir davranış bulunmadığı sürece otomatik olarak ısrarlı takip suçuna dönüşmez.
Buna karşılık mağdur tarafından engellenen failin farklı hesaplar açarak tekrar tekrar iletişim kurması, ortak arkadaşlar üzerinden mesaj göndermesi ve aynı süreçte mağdurun işyerinde ortaya çıkması gibi birbirini tamamlayan davranışların bulunması farklı bir hukuki değerlendirme gerektirecektir.
ÜÇÜNCÜ KİŞİLER ARACILIĞIYLA ISRARLI TAKİP
TCK m.123/A’nın dikkat çeken özelliklerinden biri de üçüncü kişilerin kullanılmasının açıkça düzenlenmiş olmasıdır. Fail, mağdurla doğrudan iletişim kurmak yerine bir arkadaşını, akrabasını veya başka bir kişiyi araya koyarak iletişim sağlamaya çalışabilir.
Örneğin mağdur tarafından engellenen failin ortak arkadaşına sürekli olarak mesaj göndertmesi ve bu arkadaş aracılığıyla mağdurla görüşmek istemesi, olayın bütününe göre TCK m.123/A kapsamında değerlendirilebilir.
Ancak burada üçüncü kişinin hukuki durumu ayrıca incelenmelidir. Üçüncü kişinin suçun işlendiğini bilmeden sıradan bir iletişim sağlaması ile failin amacını bilerek sürekli şekilde mağdurla iletişim kurmaya çalışması aynı değildir. Bu nedenle iştirak hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağı da üçüncü kişinin kastı ve fiile yaptığı katkı dikkate alınarak belirlenmelidir.
ISRAR NE DEMEKTİR? ISRARLI TAKİPTE KAÇ DEFA HAREKET GEREKİR?
Israrlı takip suçunun uygulamasında en fazla tartışma yaratabilecek kavramlardan biri “ısrar”dır. Kanun koyucu ısrar için belirli bir sayı öngörmemiştir. Bu nedenle “iki kez yapılırsa suç oluşur”, “beş mesaj gönderilirse suç oluşur” gibi matematiksel bir ölçüt bulunmamaktadır.
Somut olayda;
- hareketlerin birbirleriyle bağlantısı,
- aralarındaki süre,
- davranışların niteliği,
- mağdurun önceki tepkileri,
- failin davranışını neden sürdürdüğü,
- iletişim kanallarının değiştirilip değiştirilmediği,
- tarafların geçmişteki ilişkileri
bir bütün halinde değerlendirilmelidir.
Örneğin bir kişi eski sevgilisini bir kez arayıp cevap alamadıktan sonra birkaç saat sonra “önemli bir konu için ulaşmaya çalışıyorum” şeklinde mesaj göndermişse, salt bu iki davranıştan hareketle ısrarlı takip suçunun oluştuğu sonucuna ulaşılması doğru olmayacaktır.
Buna karşılık kişinin telefon numarasının engellenmesine rağmen başka numaralardan aranması, farklı sosyal medya hesaplarının açılması, üçüncü kişiler aracılığıyla mesaj iletilmesi ve mağdurun işyerine gidilmesi halinde davranışlar artık tek tek değil, bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Yargıtay’ın TCK m.123’teki “ısrar” kavramına ilişkin yaklaşımında da belirli bir hareket sayısının her olay bakımından yeterli kabul edilemeyeceği görülmektedir. TCK m.123/A bakımından da aynı yaklaşımın somut olayın niteliğiyle birlikte değerlendirilmesi mümkündür. Referans çalışmada da ısrarın belirli bir sayıya indirgenemeyeceği ve davranışların niteliğinin tek tek ortaya konulması gerektiği vurgulanmaktadır.
MAĞDURUN “BENİ RAHAT BIRAK” DEMESİ ISRAR UNSURUNU TEK BAŞINA OLUŞTURUR MU?
Mağdurun açık şekilde iletişim istemediğini bildirmesi, failin sonraki hareketlerinin değerlendirilmesinde önemli bir veri olabilir. Ancak bu durum tek başına otomatik olarak suçun oluştuğu anlamına gelmez.
Örneğin bir kişinin eski eşiyle görüşmek için bir kez daha iletişim kurması, karşı tarafın cevap vermemesi veya “beni arama” demesi üzerine kişinin tamamen iletişimi kesmesi ile aynı kişinin bu uyarıya rağmen haftalar boyunca farklı numaralardan arama yapması arasında önemli fark vardır.
İkinci durumda mağdurun açık iradesine rağmen iletişimin devam ettirilmesi, ısrar unsurunun belirlenmesi bakımından kuvvetli bir gösterge olabilir. Dolayısıyla mağdurun iradesi, somut olayda davranışların niteliğini belirleyen unsurlardan biri olarak dikkate alınmalıdır.
“CİDDİ HUZURSUZLUK” VE “GÜVENLİKTEN ENDİŞE” NE ANLAMA GELİR?
TCK m.123/A’nın yalnızca takip veya temas davranışlarını değil, bunların mağdur bakımından kanunda belirtilen nitelikte bir etki meydana getirmesini de düzenlediği görülmektedir.
Kanun, “ciddi bir huzursuzluk oluşması” veya mağdurun kendisinin ya da yakınlarından birinin güvenliğinden endişe duymasını ifade etmektedir. Bu nedenle her rahatsız edici davranış ısrarlı takip suçuna dönüşmez.
Örneğin eski sevgilisine iki kez mesaj gönderen kişinin eylemlerinin mağdur bakımından gerçekten ciddi bir huzursuzluk meydana getirebilecek nitelikte olup olmadığı olayın koşullarına göre belirlenmelidir.
Burada mağdurun subjektif duygularının tamamen göz ardı edilmesi de mümkün değildir. Ancak yalnızca “rahatsız oldum” beyanı üzerinden suçun oluştuğunun kabul edilmesi de ceza hukukunun temel ilkeleri bakımından doğru olmayacaktır.
Fiilin niteliği, kullanılan yöntem, tarafların geçmişi, davranışların yoğunluğu ve diğer deliller birlikte değerlendirilmelidir. Bu konudaki en önemli uygulama problemlerinden biri, suçun değerlendirilmesinde kişisel hassasiyet ile objektif olarak ciddi bir huzursuzluk meydana getirebilecek davranış arasındaki sınırın çizilmesidir.
.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA KAST
Israrlı takip suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Failin gerçekleştirdiği davranışın niteliğini bilmesi ve bu davranışı iradi olarak gerçekleştirmesi gerekir. Burada özellikle TCK m.123 ile TCK m.123/A arasındaki ayrım önem arz etmektedir.
TCK m.123’te kişinin huzur ve sükûnunu bozma amacı açık biçimde özel bir amaç olarak düzenlenmişken, TCK m.123/A’da bu şekilde “sırf huzur ve sükûnu bozma” şeklinde bir özel kast ifadesine yer verilmemiştir. Bu nedenle failin davranışlarını mutlaka mağduru rahatsız etmek amacıyla gerçekleştirmesi gerektiği söylenemez.
Failin barışma isteği, kıskançlık, kontrol etme arzusu, intikam, duygusal bağlılık veya başka bir kişisel motivasyonla hareket etmesi, diğer şartların varlığı halinde suçun oluşumunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Ancak fiilin neden gerçekleştirildiği, özellikle hukuka uygun bir iletişim girişimi ile cezai sorumluluk doğurabilecek sistematik takip davranışının ayrımında önemli olabilmektedir.
TCK M.123 İLE TCK M.123/A ARASINDAKİ FARK
Israrlı takip suçunun uygulamasında en önemli ayrımlardan biri TCK m.123’te düzenlenen “kişilerin huzur ve sükûnunu bozma” suçu ile TCK m.123/A arasındaki sınırın çizilmesidir. TCK m.123, kişinin huzur ve sükûnunu bozma amacına dayanan ve telefon etme, gürültü yapma veya hukuka aykırı başka davranışlarda bulunma şeklindeki eylemleri düzenlemektedir.
TCK m.123/A ise özellikle fiziksel takip ve belirli iletişim araçları, bilişim sistemleri veya üçüncü kişiler yoluyla temas kurmaya çalışma şeklindeki davranışları ayrıca düzenlemektedir. Bu nedenle iki suçun her olayda birbirinin yerine kullanılması mümkün değildir. Özellikle suç tarihi bakımından da dikkatli olunmalıdır.
TCK m.123/A 27.05.2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce gerçekleşen eylemler bakımından doğrudan TCK m.123/A uygulanamaz. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2025 tarihli kararlarında da suç tarihi ile yeni suç tipinin yürürlük tarihi arasındaki ilişki üzerinde durulmuştur. Bu nedenle bir olay hakkında hukuki nitelendirme yapılırken öncelikle olayın hangi tarihler arasında gerçekleştiğinin belirlenmesi gerekir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNUN DİĞER SUÇLARLA İLİŞKİSİ
Israrlı takip fiilleri bazı olaylarda başka suçlarla birlikte gerçekleşebilir.
Örneğin failin mağdura sürekli mesaj göndermesinin yanı sıra tehdit içerikli ifadeler kullanması, hakarette bulunması veya fiziksel saldırıda bulunması mümkündür. Bu durumda her bir fiilin ayrı bir suç oluşturup oluşturmadığı ayrıca incelenmelidir.
Örneğin;
- tehdit,
- hakaret,
- kasten yaralama,
- cebir,
- cinsel taciz,
- konut dokunulmazlığının ihlali
gibi suçlar, somut olayın özelliklerine göre ısrarlı takip fiilleriyle birlikte gündeme gelebilir.
Burada önemli olan, aynı davranışın iki kez cezalandırılması sonucunun ortaya çıkmamasıdır. İçtima hükümleri uygulanırken her suçun ayrı ayrı unsurları ve fiiller arasındaki hukuki ilişki değerlendirilmelidir. TCK m.123/A’nın TCK m.123 karşısındaki konumu bakımından da olayın özelliklerine göre özel-genel norm ilişkisi dikkate alınmalıdır.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA ZİNCİRLEME SUÇ
Israr unsuru ile zincirleme suç kavramlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Israrlı takip suçunda failin birden fazla davranış gerçekleştirmesi suç tipinin kendisinde yer alan “ısrar” unsurunun ortaya çıkmasına hizmet edebilir.
Bu nedenle aynı suçun kanuni tanımını oluşturan hareketlerin bir araya gelmesini her durumda TCK m.43 anlamında zincirleme suç olarak değerlendirmek doğru değildir.
Başka bir ifadeyle failin aynı mağdura farklı zamanlarda mesaj göndermesi veya farklı tarihlerde takip etmesi, öncelikle TCK m.123/A’nın kendi unsurları içinde değerlendirilmelidir.
Bunun yanında aynı davranışlar içinde ayrıca bağımsız bir başka suçun oluşması halinde, ilgili suç açısından TCK m.43 veya diğer içtima hükümleri ayrıca gündeme gelebilir. Bu ayrım, uygulamada aynı olay nedeniyle gereğinden fazla suç ve ceza belirlenmesinin önüne geçilmesi bakımından önemlidir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA TEŞEBBÜS
Teşebbüs bakımından suçun nasıl yapılandırıldığı önem taşımaktadır. Israrlı takip suçunda failin kanunda öngörülen davranışları sistematik bir biçimde gerçekleştirmesi gerektiğinden, henüz ısrar seviyesine ulaşmamış tekil bir hareketin her zaman teşebbüs olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
Örneğin failin bir kişiyi yalnızca bir kez araması ve başka herhangi bir hareket gerçekleştirmemesi halinde, hareketin tamamlanmış ısrarlı takip suçunu oluşturmaması ile teşebbüs hükümlerinin uygulanması birbirinden farklı meselelerdir.
Teşebbüs hükümlerinin uygulanabilmesi için suçun icra hareketlerine başlanmış olması ve failin elinde olmayan bir sebeple suçun tamamlanamaması gerekir. Bu nedenle ısrar unsurunun meydana gelmediği her olayın “teşebbüs” olarak kabul edilmesi doğru değildir.
Doktrinde de TCK m.123/A’nın yapısı nedeniyle teşebbüs bakımından çeşitli görüşler bulunmaktadır. Bu nedenle somut olayda hareketlerin hangi aşamada kaldığı ayrıca değerlendirilmelidir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNA İŞTİRAK
Birden fazla kişinin birlikte hareket etmesi halinde iştirak hükümleri gündeme gelebilir.
Örneğin iki kişinin birlikte mağduru takip etmesi, bir kişinin fiziksel olarak takip ederken diğer kişinin iletişim kanalları üzerinden mağdura sürekli ulaşmaya çalışması veya üçüncü bir kişinin failin amacını bilerek mağdurla temas kurma sürecine yardım etmesi halinde TCK’nın iştirak hükümleri incelenmelidir.
Ancak kişinin yalnızca fail ile aynı ortamda bulunması veya olaydan haberdar olması, tek başına iştirak sorumluluğu doğurmaz. İştirak bakımından kişinin suça yaptığı katkının niteliği, fiile ilişkin bilgisi ve kastı önem taşımaktadır.
ISRARLI TAKİP SUÇUNUN NİTELİKLİ HALLERİ
TCK m.123/A’nın ikinci fıkrasında üç farklı nitelikli hal düzenlenmiştir.
1-) Suçun Çocuğa veya Ayrılık Kararı Verilen ya da Boşanılan Eşe Karşı İşlenmesi
Suçun çocuğa, ayrılık kararı verilen eşe veya boşanılan eşe karşı işlenmesi halinde ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis olarak uygulanır. Burada kanun koyucunun aile ilişkileri ve çocuklar bakımından daha yüksek bir koruma sağlamayı amaçladığı görülmektedir.
Ancak mevcut düzenlemede sevgili veya eski sevgili ilişkilerinin açıkça nitelikli hal olarak sayılmadığı da özellikle belirtilmelidir. Bu nedenle fail ile mağdur arasında geçmişte sevgililik ilişkisi bulunması, tek başına TCK m.123/A/2-a’nın uygulanması için yeterli değildir.
2-) Mağdurun Yaşam Alanını Değiştirmesine Neden Olunması
Mağdurun okulunu, işyerini veya konutunu değiştirmesi ya da okulunu veya işini bırakması halinde nitelikli hal gündeme gelir. Burada değişikliğin ısrarlı takip fiiliyle bağlantısının ortaya konulması gerekmektedir.
Örneğin mağdurun işyerinin ekonomik nedenlerle değişmesi ile takip nedeniyle yeni bir işyerine geçmek zorunda kalması aynı değildir.
Dolayısıyla yalnızca takip eylemlerinden sonra meydana gelen bir değişiklik yeterli görülmemeli, değişiklik ile suç arasındaki bağlantı somut olay çerçevesinde belirlenmelidir.
3-) Hakkında Koruyucu veya Yaklaşmama Tedbiri Bulunan Failin Suçu İşlemesi
Hakkında uzaklaştırma veya konuta, okula yahut işyerine yaklaşmama tedbirine karar verilmiş failin ısrarlı takip suçunu işlemesi de nitelikli hal olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme, koruma kararlarının ihlal edilmesi halinde ceza hukukunun ayrıca devreye girmesini sağlamaktadır. Özellikle 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının varlığı bu bakımdan önem taşımaktadır.
6284 SAYILI KANUN İLE ISRARLI TAKİP ARASINDAKİ İLİŞKİ
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile TCK m.123/A birbirinden farklı hukuki mekanizmalardır. TCK m.123/A ceza sorumluluğunu düzenlerken, 6284 sayılı Kanun özellikle şiddet mağdurunun korunmasına yönelik tedbirler bakımından önem taşımaktadır.
Bu nedenle bir kişinin hakkında uzaklaştırma veya yaklaşmama tedbiri verilmiş olması, TCK m.123/A bakımından da önem taşıyabilir. Ancak 6284 kapsamında verilen tedbir ile TCK m.123/A’daki suçun birbirine karıştırılmaması gerekir. Ceza sorumluluğunun doğup doğmadığı, TCK m.123/A’daki suçun bütün unsurları dikkate alınarak belirlenmelidir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA DELİLLER
Israrlı takip suçunda delillendirme son derece önemlidir. Çünkü suç çoğu zaman tek bir hareketten değil, farklı tarihlerde gerçekleştirilen davranışların oluşturduğu bir bütünden meydana gelmektedir.
Bu nedenle soruşturma ve kovuşturma aşamasında aşağıdaki deliller önem taşıyabilir:
- Telefon arama kayıtları,
- SMS ve mesajlaşma kayıtları,
- WhatsApp ve benzeri uygulamalardaki yazışmalar,
- Sosyal medya hesaplarına ilişkin kayıtlar,
- Elektronik posta içerikleri,
- Kamera görüntüleri,
- Tanık anlatımları,
- İşyerine veya konuta giriş-çıkış kayıtları,
- Daha önce verilmiş tedbir kararları,
- Failin üçüncü kişiler üzerinden gönderdiği mesajlara ilişkin kayıtlar,
- Mağdurun okul veya iş değişikliğini gösteren belgeler.
Özellikle dijital deliller bakımından delilin yalnızca ekran görüntüsünden ibaret olup olmadığı, kaynağının ne olduğu, bütünlüğünün korunup korunmadığı ve gerektiğinde teknik inceleme ile doğrulanıp doğrulanamayacağı önem taşımaktadır.
Sosyal medya hesabının gerçekten sanığa ait olup olmadığı veya kullanılan telefon numarasının sanık tarafından kullanılıp kullanılmadığı gibi hususların gerektiğinde ayrıca araştırılması gerekir. Ceza muhakemesinde amaç yalnızca suçlamayı destekleyen delilleri toplamak değildir. Şüpheli veya sanık lehine olan delillerin de araştırılması gerekir.
Bu nedenle mesajların içeriği, gönderilme süreleri, tarafların birbirleriyle iletişim biçimi ve olayın bütünü birlikte değerlendirilmelidir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA ŞİKÂYET SÜRESİ
TCK m.123/A’nın üçüncü fıkrasında suçun soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete bağlı olduğu açıkça düzenlenmiştir. TCK m.73 uyarınca şikâyete tabi suçlarda kural olarak mağdurun fiili ve faili öğrendiği tarihten itibaren altı ay içerisinde şikâyette bulunması gerekir.
Israrlı takipte davranışların birden fazla zamana yayılması nedeniyle şikâyet süresinin başlangıç noktası her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle devam eden veya sonradan tekrarlanan davranışların bulunduğu dosyalarda eylemlerin tarih sıralamasının ayrıntılı şekilde ortaya konulması gerekir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA UZLAŞTIRMA UYGULANIR MI?
Hayır. CMK m.253/3’te açık biçimde ısrarlı takip suçunda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla suçun şikâyete bağlı olması, uzlaştırmaya tabi olduğu anlamına gelmemektedir. Bu iki kurum birbirinden farklıdır.
Şikâyet, belirli suçlarda soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için aranan bir muhakeme şartı iken; uzlaştırma, kanunun öngördüğü suçlarda tarafların uzlaştırmacı aracılığıyla anlaşmasına dayanan özel bir muhakeme mekanizmasıdır. Israrlı takip bakımından ilk kurum mevcut, ikinci kurum ise bulunmamaktadır.
ISRARLI TAKİP SUÇUNUN CEZASI
TCK m.123/A’nın temel şekli bakımından öngörülen ceza altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıdır. Nitelikli hallerden birinin bulunması halinde ise ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına yükselmektedir.
Mahkeme, somut olayın özelliklerini ve TCK’nın genel hükümlerini dikkate alarak temel cezanın belirlenmesinde kanuni sınırlar içerisinde takdir yetkisini kullanacaktır. Ceza belirlenirken failin davranışlarının yoğunluğu, olayın meydana geliş biçimi ve suçun ağırlığı gibi hususlar dikkate alınabilir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA GÖREVLİ MAHKEME VE YARGILAMA USULÜ
TCK m.123/A kapsamında açılan davalarda görevli mahkeme kural olarak asliye ceza mahkemesidir. Suçun temel şeklinin kanuni üst sınırı iki yıl olduğundan, CMK m.251’deki şartlar çerçevesinde basit yargılama usulünün uygulanması mümkün olabilir. Ancak burada “basit yargılama kesinlikle uygulanır” şeklinde bir ifade kullanılması doğru değildir; kanun, şartları oluştuğunda bu usulün uygulanmasına karar verilebileceğini düzenlemektedir.
Nitelikli halde cezanın üst sınırı üç yıl olduğundan, yalnızca üst sınır bakımından CMK m.251’deki iki yıllık sınırın üzerinde kalmaktadır.
Dosyada başka suçların bulunması halinde ise görev ve uygulanacak yargılama usulü bütün isnatlar birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA ETKİN PİŞMANLIK
Türk Ceza Kanunu’nda etkin pişmanlığın uygulanabileceği suçlar özel olarak düzenlenmiştir. TCK m.123/A bakımından ayrıca düzenlenmiş bir etkin pişmanlık hükmü bulunmamaktadır.
Bu nedenle failin sonradan pişman olması, tek başına TCK m.123/A bakımından özel bir etkin pişmanlık indirimi doğurmaz. Bununla birlikte, failin yargılama sürecindeki tutumu ve diğer hukuki kurumlar bakımından doğabilecek sonuçlar somut olay özelinde ayrıca değerlendirilmelidir.
ISRARLI TAKİP SUÇU İLE İLGİLİ SIK SORULAN SORULAR
1-) Eski sevgiliyi sürekli aramak ısrarlı takip suçunu oluşturur mu?
Tek başına “eski sevgiliyi aramak” suçun oluşması için yeterli değildir. Ancak iletişim isteği açıkça reddedildiği halde farklı araçlarla sürekli iletişim kurulmaya çalışılması ve suçun diğer unsurlarının da gerçekleşmesi halinde TCK m.123/A gündeme gelebilmektedir..
2-) Israrlı takip için kaç mesaj gönderilmesi gerekir?
Kanunda belirlenmiş bir mesaj sayısı bulunmamaktadır. Önemli olan mesajların sayısının yanında içerikleri, hangi zamanlarda gönderildiği ve olayın bütünü içinde gerçek bir ısrar davranışı oluşturup oluşturmadığıdır.
3-) Bir kere telefon etmek suç mudur?
Kural olarak tek bir telefon görüşmesi veya tek bir arama ısrarlı takip suçunun “ısrar” unsurunu karşılamaz. Ancak aynı davranış başka bir suç oluşturuyorsa o suç ayrıca değerlendirilebilmektedir.
4-) Sosyal medyadan sürekli mesaj gönderilmesi suç mudur?
Mesajların niteliğine ve tekrarlanma biçimine göre olabilir. Özellikle mağdurun iletişim istemediği açıkça anlaşılmasına rağmen farklı hesap veya kanallardan iletişim kurulmaya devam edilmesi önemlidir.
5-) Engellendiğim halde tekrar mesaj göndermek suç oluşturur mu?
Tek başına bu durum otomatik olarak suç oluşturmaz. Ancak engellemenin ardından farklı hesaplar veya numaralar kullanılarak sistematik biçimde iletişime devam edilmesi, ısrar unsurunun değerlendirilmesinde önemlidir.
6-) Eski eşe karşı ısrarlı takip suçunda ceza artar mı?
Evet. Ayrılık kararı verilen veya boşanılan eşe karşı işlenen suç TCK m.123/A/2-a kapsamında nitelikli hal olarak düzenlenmiştir.
7-) Eski sevgiliye karşı işlenen suçta ceza otomatik olarak artar mı?
Hayır. Mevcut TCK m.123/A/2-a hükmünde sevgili veya eski sevgili açıkça sayılmamıştır. Bu nedenle yalnızca bu ilişkinin varlığı nitelikli hal için yeterli değildir.
😎 Mağdur işini bırakmak zorunda kalırsa ceza artar mı?
Israrlı takip eylemlerinin mağdurun işini bırakmasına neden olduğu belirlenirse TCK m.123/A/2-b kapsamında nitelikli hal gündeme gelebilir.
9-) Uzaklaştırma kararı bulunan kişi takip etmeye devam ederse ne olur?
Diğer suç unsurları da mevcutsa, hakkında ilgili tedbir bulunan failin ısrarlı takip suçunu işlemesi nitelikli hal kapsamında değerlendirilebilir.
10-) Israrlı takip suçu uzlaştırmaya tabi midir?
Hayır. CMK m.253/3 uyarınca ısrarlı takip suçunda uzlaştırma yoluna gidilemez.
11-) Israrlı takip suçunda yalnızca mağdurun beyanı yeterli midir?
Her dosyanın delil durumu farklıdır. Mağdur beyanı önemlidir; ancak özellikle dijital kayıtlar, kamera görüntüleri, telefon kayıtları, tanık anlatımları ve diğer maddi deliller de olayın ispatında önem taşımaktadır.
12-) Israrlı takip yalnızca kadınlara karşı işlenen bir suç mudur?
Hayır. Kanunda mağdur bakımından cinsiyet şartı bulunmamaktadır.
13-) Israrlı takip ile huzur ve sükûnu bozma aynı suç mudur?
Hayır. TCK m.123 ve TCK m.123/A farklı suç tipleridir. Somut olayda hangi suçun unsurlarının oluştuğu ayrıca değerlendirilmelidir.
14-) Israrlı takip nedeniyle tutuklama yapılabilir mi?
Tutuklama bakımından suçun yalnızca isminin değil, CMK’nın tutuklama koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerekir. Özellikle kuvvetli suç şüphesi ve kanundaki tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığı somut olay bakımından incelenmelidir.
15-) Israrlı takip suçunda HAGB veya cezanın ertelenmesi mümkün müdür?
Somut olayda hükmedilecek cezanın miktarı, sanığın geçmişi ve ilgili kanuni şartlar değerlendirilerek HAGB veya cezanın ertelenmesi gibi kurumların uygulanıp uygulanamayacağı ayrıca belirlenebilir. Bu konuda yalnızca suçun kanuni üst sınırına bakılarak kesin sonuç verilmemelidir.
ISRARLI TAKİP SUÇUNA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 07.01.2025, E. 2023/5745, K. 2025/181
Karara konu olayda sanığın katılanı yaklaşık 300 metre boyunca takip ettiği, iletişim kurmaya çalıştığı ve mağdurun cevap vermemesine rağmen davranışlarını sürdürdüğü belirtilmiştir.
Yargıtay, eylemin TCK m.123’te düzenlenen kişilerin huzur ve sükûnunu bozma suçu bakımından değerlendirilmesi gerektiğine işaret ederek, olayın yeterince araştırılmadan beraat kararı verilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Kararın özellikle TCK m.123/A’nın yürürlüğünden önce meydana gelen olaylarda suç vasfının nasıl belirlenmesi gerektiği bakımından önemi bulunmaktadır. Karar künyesi 2025 tarihli akademik çalışmalarda da aynı şekilde gösterilmektedir.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 07.04.2025, E. 2023/5834, K. 2025/3410
Bu karar da ısrarlı takip suçunun yürürlüğe girmesinden önce gerçekleşen eylemler bakımından suç tarihinin önemini ortaya koymaktadır.
TCK m.123/A’nın 27.05.2022 tarihinde yürürlüğe girdiği dikkate alınarak, bu tarihten önce gerçekleşen davranışların yeni suç tipi kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Somut olayın niteliğine göre önceki ceza hukuku düzenlemelerinin uygulanması gerekir.
Kararın 2025 tarihli akademik çalışmalarda Yargıtay 12. Ceza Dairesinin güncel ısrarlı takip uygulamasına ilişkin kararlarından biri olarak gösterildiği görülmektedir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi, 22.12.2021, E. 2021/27098, K. 2021/29961
TCK m.123/A henüz yürürlükte değilken verilen bu karar, “ısrar” kavramının anlaşılması bakımından bugün de yardımcı olabilecek niteliktedir.
Kararda telefon etme, mağdurun evinin önüne gelme ve takip etme şeklindeki davranışların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği yönünde yaklaşım bulunmaktadır. Kararın güncel akademik çalışmalarda da ısrar unsuruna ilişkin yol gösterici kararlar arasında yer aldığı görülmektedir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, eski tarihli TCK m.123 kararlarının doğrudan TCK m.123/A’nın tüm unsurlarını belirleyen içtihatlar olarak kabul edilmemesidir. Bu kararlar daha çok “ısrar” kavramının uygulanmasında karşılaştırmalı bir değerlendirme imkanı sunmaktadır.
ISRARLI TAKİP SUÇUNDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR.
Israrlı takip suçuna ilişkin uyuşmazlıklarda aşağıdaki konular özellikle önem taşımaktadır:
Birinci olarak, davranışların gerçekten ısrar niteliğinde olup olmadığı belirlenmelidir.
İkinci olarak, her bir davranışın suçun kanuni tanımında öngörülen hareketlerden biri olup olmadığı incelenmelidir.
Üçüncü olarak, tarafların arasındaki ilişkinin niteliği ve iletişimin hangi amaçla gerçekleştirildiği değerlendirilmelidir.
Dördüncü olarak, mağdurun ciddi huzursuzluk yaşadığını veya güvenlik endişesi bulunduğunu ileri sürmesi halinde bu iddianın olayın diğer delilleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Beşinci olarak, sosyal medya ve diğer dijital delillerin gerçekliği ve aidiyeti araştırılmalıdır.
Altıncı olarak, suç tarihi belirlenmeli ve fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte bulunan kanun uygulanmalıdır.
Yedinci olarak, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarının mevcut olup olmadığı ve bunların TCK m.123/A/2-c bakımından etkisi araştırılmalıdır.
Bu hususların tamamının aynı dosyada bulunması şart değildir. Ancak özellikle uzun süreye yayılan takip olaylarında bu unsurların birçoğu aynı anda gündeme gelebilmektedir.
SONUÇ
Israrlı takip suçu, kişilerin günlük yaşamlarını başkalarının sürekli ve sistematik müdahalelerinden korumayı amaçlayan önemli bir ceza hukuku düzenlemesidir.
7406 sayılı Kanun ile TCK’ya eklenen TCK m.123/A, daha önce farklı suç tipleri altında değerlendirilmek zorunda kalan birçok davranış biçimine özgü bir hukuki çerçeve oluşturmuştur. Bununla birlikte düzenlemenin yeni olması, “ısrar”, “ciddi huzursuzluk” ve “güvenlikten endişe” gibi kavramların somut olay bakımından yorumlanmasını zorunlu kılmaktadır.
Israr unsurunun belirli bir sayıya bağlanmamış olması nedeniyle, her olayda davranışların sayı, süre, içerik ve niteliğinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Özellikle eski eş veya eski sevgili ilişkilerinde meydana gelen olaylarda tarafların geçmişi, daha önce yapılan iletişim girişimleri, mağdurun bu davranışlara karşı gösterdiği tepki ve failin iletişim kanallarını nasıl kullandığı önem taşımaktadır.
Sosyal medya ve bilişim sistemleri üzerinden gerçekleştirilen takip davranışları ise günümüzde suçun en önemli uygulama alanlarından biri haline gelmiştir. Bununla birlikte yalnızca bir sosyal medya hesabının görüntülenmesi veya herkese açık bir paylaşımın takip edilmesi ile mağdurun açık iradesine rağmen yeni hesaplar ve farklı iletişim kanalları kullanılarak sistematik biçimde iletişim kurulması arasında açık bir ayrım yapılması gerekmektedir.
Diğer yandan TCK m.123 ile TCK m.123/A arasındaki ayrımın doğru yapılması da önem taşımaktadır. Özellikle TCK m.123/A’nın yürürlük tarihinden önce meydana gelen olaylarda yeni suç tipinin uygulanamayacağı göz önünde bulundurulmalıdır.
Sonuç olarak ısrarlı takip suçunda hukuki değerlendirme yapılırken tek bir telefon görüşmesine, tek bir mesaja veya tek bir karşılaşmaya bakılmamalı; failin davranışları bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bununla birlikte bütüncül değerlendirme yapılması, kanunda yer almayan fiillerin de suç kapsamına alınabileceği anlamına gelmemektedir.
Ceza hukukunun kanunilik, belirlilik, kusur ve şüpheden sanığın yararlanması gibi temel ilkeleri her somut olayda korunmalıdır.
AVUKAT DESTEĞİNİN ÖNEMİ
Israrlı takip suçuna ilişkin soruşturma ve kovuşturma süreçleri, olayın yalnızca bir veya birkaç iletişim kaydından ibaret olmaması nedeniyle teknik bir hukuki değerlendirme gerektirebilmektedir.
Mağdur açısından; şikâyetin hangi eylemlere ilişkin olduğu, hangi delillerin sunulacağı, dijital kayıtların nasıl korunacağı ve 6284 sayılı Kanun kapsamında hangi koruma tedbirlerinin talep edilebileceği önem taşımaktadır.
Şüpheli veya sanık açısından ise gerçekleştirilen davranışların gerçekten TCK m.123/A’daki kanuni tanıma uyup uymadığı, ısrar unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği, mağdur üzerindeki etkinin olayın delilleriyle ortaya konulup konulamadığı ve TCK m.123 ile TCK m.123/A arasındaki ayrımın doğru yapılıp yapılmadığı değerlendirilmelidir.
Özellikle sosyal medya mesajları, telefon kayıtları, kamera görüntüleri ve üçüncü kişiler aracılığıyla gerçekleştirilen iletişimler bakımından delillerin bir bütün olarak incelenmesi gerekir.
Ceza soruşturmasının ilk aşamasında yapılan hukuki nitelendirme, ilerleyen aşamalarda hazırlanacak savunmanın veya şikâyetin kapsamını doğrudan etkileyebilmektedir.
Bu nedenle ısrarlı takip suçuna ilişkin bir soruşturma veya dava ile karşılaşılması halinde sürecin başından itibaren alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması, hak kayıplarının önlenmesi ve dosyanın bütün yönleriyle değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır.
Unutulmamalıdır ki ısrarlı takip suçunda bazen tek bir hareket değil, birbirini tamamlayan davranışların bütünü hukuki değerlendirmeye konu olmaktadır. Bu nedenle olayların tarih sırasının korunması, mesaj ve görüşmelerin saklanması, dijital delillerin muhafaza edilmesi ve hukuki sürecin bilinçli şekilde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

