HEKİMLERİN TIBBİ UYGULAMA HATALARI (MALPRAKTİS) VE HUKUKİ SORUMLULUĞU

Tıbbi müdahaleler, bireylerin yaşam hakkı ve beden bütünlüğü ile doğrudan ilişkili olması sebebiyle hukuk düzeni tarafından özel olarak kurgulanan ve sıkı şartlara bağlanan hukuki işlemlerdir. Günümüz tıp teknolojisindeki hızlı gelişmeler ve sağlık hizmetlerine erişimin artması ile birlikte, hekimlerin teşhis, tedavi ve bakım süreçlerindeki uygulamalarından doğan sorumlulukları hukuk disiplininin en dinamik konularından biri haline gelmiştir.

1-) Tıbbi Müdahale Kavramı ve Hukuka Uygunluk Şartları

Tıbbi müdahale; yetkili bir sağlık personeli (hekim veya hekim gözetimindeki sağlık çalışanı) tarafından, hastanın beden veya ruh sağlığını korumak, teşhis koymak, tedavi etmek veya acısını hafifletmek amacıyla tıp biliminin kabul ettiği ilke ve yöntemler kullanılarak gerçekleştirilen her türlü fiziki veya psikolojik faaliyeti ifade eder. Anayasa ile güvence altına alınan kişinin dokunulmazlığı ve beden bütünlüğü hakkı karşısında, hekimin hasta bedenine müdahalesi normal şartlarda hukuka aykırılık teşkil eder. Ancak belirli şartların varlığı halinde tıbbi müdahale hukuka uygun kabul edilir:

  • Müdahalede Bulunan Kişinin Yetkili Olması: Müdahalenin, kanunen tıp bilimi yönünden yetkili diplomaya ve uzmanlığa sahip hekim tarafından yapılması gereklidir.
  • Teşhis ve Tedavi Amacı: Müdahalenin doğrudan doğruya hastanın sağlığına kavuşturulması, yaşam kalitesinin artırılması veya teşhis konulması hedefine yönelmiş olması şarttır.
  • Tıp Bilimi Standartlarına Uygunluk: Uygulanan tedavi yönteminin tıp biliminin ulaştığı güncel ve genel kabul görmüş ilke ve kurallara uygun bulunması zorunludur.
  • Aydınlatılmış Rıza: Hastaya yapılacak işlem, olası riskler ve sonuçlar hakkında yeterli aydınlatma yapıldıktan sonra hastanın özgür iradesiyle rızasının alınmış olması elzemdir.

2-) Hasta ile Hekim Arasındaki Hukuki İlişkinin Niteliği

Türk hukuk sisteminde tıbbi müdahalelerin hukuki temelini tek bir çatı altında toplayan özel bir kanun maddesi yer almamaktadır. Uyuşmazlıkların çözümünde taraflar arasındaki ilişkinin hukuki niteliği, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) genel hükümleri esas alınarak tespit edilmektedir. Hukuki ilişkinin niteliği, hekimin üstlendiği borcun kapsamını ve sorumluluk derecesini belirleyen en temel unsurdur.

2.1-) Vekâlet Sözleşmesi İlişkisi (TBK m. 502 vd.)

Kural olarak hekim ile hasta arasındaki tedavi ilişkisi bir vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Tedavi amaçlı tıbbi müdahalelerde hekim, hastayı iyileştirme veya kesin bir iyileşme sonucu elde etme garantisi veremez. İnsan organizmasının karmaşık yapısı ve her bünyenin tedaviye vereceği cevabın farklı olması sebebiyle, vekil konumundaki hekim, sadece tıp bilimi kurallarına ve mesleki standartlara uygun şekilde özenli bir tedavi yürütme borcu altındadır. Hekim, işin ehli bir vekil gibi davranarak tıp biliminin gerektirdiği tüm dikkat ve özeni gösterdiği takdirde, hasta iyileşmese dahi meydana gelen olumsuz sonuçtan sırf sonuca ulaşılamadı gerekçesiyle sorumlu tutulamaz.

2.2-) Eser Sözleşmesi İlişkisi (TBK m. 470 vd.)

Yargıtay’ın yerleşik kararlarına göre, hekimin tıbbi müdahale sonucunda somut ve belirli bir sonucu taahhüt ettiği durumlarda taraf ilişkisi eser sözleşmesi olarak nitelendirilir. Özellikle estetik amaçlı ameliyatlar, protez yapımı, saç ekimi ve diş protezi uygulamalarında hekim, hastaya belirli bir fiziki görünüm veya somut bir sonuç vaat etmektedir. Eser sözleşmesinde yüklenici (hekim), üstlendiği işi (eseri) sözleşmeye ve hastanın beklentilerine uygun olarak meydana getirmekle yükümlüdür. TBK m. 471/2 uyarınca hekimin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen işinde usta bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır. Dolayısıyla estetik müdahalelerde hekim, sadece özen göstermekle kalmayıp vaat ettiği sonucu da ortaya çıkarmak zorundadır.

2.3-) Diğer Hukuki İlişki Biçimleri

Özel hastanelerde çalışan hekimler ile hastane arasındaki ilişki hizmet sözleşmesi; hastanın bilincinin kapalı olduğu acil durumlarda rızası alınmaksızın yapılan müdahaleler vekâletsiz iş görme (TBK m. 526 vd.); hekim ile hasta arasında hiçbir sözleşmesel bağ bulunmayan hallerde meydana gelen zararlar ise haksız fiil (TBK m. 49 vd.) hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Kamu hastanelerinde gerçekleşen tıbbi müdahalelerde ise idare hukuku prensipleri gereğince kamu idaresinin “hizmet kusuru” sorumluluğu doğmaktadır.

3-) Hekimin Hukuki Sorumluluğunun Koşulları ve Özen Borcu

Hekimin tıbbi uygulama hatası nedeniyle tazminat yükümlülüğünün doğabilmesi için borçlar hukuku kapsamında dört temel unsurun birlikte gerçekleşmesi aranır: hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet (nedensellik) bağı.

3.1-) Hekimin Özen Borcu ve Tıbbi Standart

Hekim, teşhis, tedavi ve ameliyatın her aşamasında mesleki bilgi ve tecrübesini hastanın menfaatine en uygun şekilde kullanmak zorundadır. Hekimden beklenen özen, ortalama bir vatandaşın değil, aynı uzmanlık alanındaki uzman bir hekimin göstermesi gereken mesleki standarttır. Tıbbi teşhis konulurken gerekli tahlil ve tetkiklerin yapılmaması, yanlış ilaç veya doz uygulanması, ameliyat sırasında hasta bedeninde yabancı cisim unutulması veya operasyon sonrası izlem yükümlülüğünün ihmal edilmesi hekimin özen borcuna aykırılık oluşturur. Hekim, mesleğinin gerektirdiği en hafif kusurundan dahi sorumludur.

3.2-) Aydınlatılmış Rıza Yükümlülüğü

Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 24 ve 26. maddeleri ile TTB Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesi uyarınca hekim, hastayı gerçekleştirilecek teşhis ve tedavi yöntemleri, müdahalenin muhtemel riskleri, ortaya çıkabilecek komplikasyonlar, tedavi alternatifleri ve tedavinin reddedilmesi halinde doğabilecek sonuçlar hakkında eksiksiz şekilde bilgilendirmekle yükümlüdür. Aydınlatma, hastanın kavrayabileceği bir dille yapılması ve hastaya düşünme süresi tanınması gereken bir süreçtir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, geçerli bir aydınlatılmış onam bulunmaksızın gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler, operasyon tıbben ne kadar başarılı olursa olsun hukuka aykırı kabul edilir ve hekim doğan tüm zararlardan sorumlu tutulur.

4-) Kabul Edilebilir Risk ve Tıbbi Uygulama Hatası Ayrımı ile İspat Yükü

Tıbbi uygulama hatası davalarındaki en kritik ve belirleyici husus, meydana gelen olumsuz sonucun bir “tıbbi uygulama hatası (malpraktis)” mı yoksa “kabul edilebilir risk” mi olduğunun tespit edilmesidir.

  • Kabul Edilebilir Risk: Hekim ve tıbbi ekibin tıp biliminin tüm kural ve standartlarına eksiksiz uymasına, gerekli tüm dikkat ve özeni göstermesine rağmen, tıbbi müdahalenin doğasi gereği ortaya çıkabilen, öngörülebilse dahi önüne geçilmesi mümkün olmayan olumsuz sonuçlardır. Hastanın bu riskler hakkında önceden aydınlatılmış ve yazılı onamının alınmış olması, ayrıca komplikasyon ortaya çıktığında hekimin durumu doğru ve zamanında yönetmiş (komplikasyon yönetimi) olması kaydıyla hekime hiçbir hukuki sorumluluk yüklenemez.
  • Tıbbi Uygulama Hatası: Hekimlik mesleğinin uygulanması sırasında acemilik, bilgisizlik, deneyimsizlik, ilgisizlik veya özen eksikliği sebebiyle tıbbi standartlara aykırı hareket edilmesi ve bu nedenle hastanın bedensel veya ruhsal zarara uğramasıdır. Tıbbi uygulama hatası durumunda hekimin ve ilgili sağlık kuruluşunun tazminat sorumluluğu doğar.
  • Eylemin Niteliği: Tıbbi malpraktis, tıbbi standartlara (lege artis), özen ve dikkat borcuna aykırı gerçekleşen kusurlu davranışı ifade ederken; komplikasyon, tıbbi standartlara ve kurallara tamamen uygun şekilde gerçekleştirilen müdahaleleri kapsar.
    • Önlenebilirlik: Tıbbi malpraktiste ortaya çıkan zararlı sonuç, gerekli özen ve dikkat gösterildiği takdirde önlenebilir niteliktedir. Komplikasyonda ise alınan tüm tedbirlere rağmen durumun önüne geçilmesi tıbben mümkün değildir.
    •  Hekimin Sorumluluğu: Malpraktis durumunda hekim, meydana gelen kusuru oranında maddi ve manevi tazminat ödemekle sorumludur. Komplikasyon durumunda ise hasta aydınlatılmış ve gelişen süreç tıbben doğru yönetilmişse (komplikasyon yönetimi sağlanmışsa) hekimin hukuki sorumluluğu bulunmamaktadır.
    • İspat Yükü: Tıbbi malpraktis iddiasında; hekimin tıbbi kusurunu, meydana gelen zararı ve aradaki illiyet bağını ispat yükü davacı hastaya aittir. Komplikasyonda ise hastanın önceden bilgilendirildiğini ve gerçekleşen durumun bir komplikasyon olduğunu ispat etme yükümlülüğü hekime aittir.

5-) Tıbbi Uygulama Hataları Sonucunda Talep Edilebilecek Tazminat Türleri

Tıbbi uygulama hataları sebebiyle bedensel zarara uğrayan veya hayatını kaybeden kişilerin (veya yakınlarının) Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde talep edebileceği maddi ve manevi tazminat kalemleri şunlardır:

  • Bedensel Zarar Halinde Maddi Tazminat (TBK m. 54): Tedavi ve rehabilitasyon giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından veya yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan zararlar.
  • Ölüm Halinde Maddi Tazminat (TBK m. 53): Cenaze giderleri, ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından doğan kayıplar ve ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin uğradığı destekten yoksun kalma tazminatı.
  • Manevi Tazminat (TBK m. 56): Tıbbi hata sonucunda hastanın yaşadığı bedensel acı, elem, ruhsal ızdırap ve psikolojik yıkımın denkleştirilmesi amacıyla hâkim tarafından takdir edilecek manevi tazminat bedeli. Ağır bedensel zarar veya ölüm halinde zarara uğrayanın veya ölenin yakınları da manevi tazminat talep edebilir.

6-) Tıbbi Uygulama Hatası Davalarında Görevli Mahkeme ve Hukuki Süreç

Tıbbi hata veya ihlal iddiasıyla açılacak tazminat davalarında görevli mahkemenin tespiti, müdahalenin gerçekleştiği sağlık kuruluşunun hukuki statüsüne göre değişiklik göstermektedir:

  • Özel Hastaneler ve Serbest Hekimler Aleyhine Açılacak Davalar: Sağlık hizmetinin özel bir hastaneden, tıp merkezinden veya muayenehanesinden hizmet alınan serbest bir hekimden alınması hâlinde, hasta ile hekim/hastane arasındaki ilişki Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında değerlendirilir. Bu doğrultuda açılacak maddi ve manevi tazminat davalarında Tüketici Mahkemeleri görevlidir. Bu davalar açılmadan önce dava şartı olan zorunlu arabuluculuk sürecinin tüketilmesi hukuki bir zorunluluktur.
  • Devlet, Üniversite ve Kamu Hastaneleri Aleyhine Açılacak Davalar: Müdahalenin kamuya bağlı bir hastanede veya üniversite hastanesinde gerçekleşmesi durumunda, kamu hizmetinin yürütülmesinden doğan hizmet kusuru söz konusudur. Bu tür durumlarda dava doğrudan hekime değil, ilgili kamu kurumuna (Sağlık Bakanlığı veya Üniversite Rektörlüğü) karşı İdare Mahkemelerinde “Tam Yargı Davası” şeklinde açılır. İdari yargıda dava açılmadan önce ilgili kuruma zorunlu idari başvuru yapılması ve kanunla belirlenmiş sıkı hak düşürücü sürelere uyulması şarttır.
  • Cezai Sorumluluk Yönünden: Sağlık personelinin taksirle yaralama veya taksirle öldürme gibi suçlardan doğan cezai sorumluluğu için süreç Cumhuriyet Başsavcılığına yapılacak suç duyurusu ile başlar ve yargılama Asliye Ceza veya Ağır Ceza Mahkemelerinde yürütülür.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

S1) Estetik ameliyat sonrasında istenen sonucun elde edilememesi durumunda hekim sorumlu mudur?

C1) Evet. Yargıtay içtihatları uyarınca estetik müdahaleler eser sözleşmesi hükümlerine tabidir. Hekim belirli bir taahhütte bulunduğu için, beklentiyi karşılamayan veya kusurlu sonuçlarda taahhüt edilen eseri meydana getirememe sebebiyle tazminatla sorumlu tutulmaktadır.

S2) Hastaya sadece hazır matbu formu imzalatmak doktoru sorumluluktan kurtarır mı?

C2) Hayır, kurtarmaz. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, hastanın özel durumuna göre kişiselleştirilmemiş ve somut riskleri barındırmayan matbu onam formları hukuken geçerli bir aydınlatma sayılmaz. Aslolan aydınlatmanın hastanın anlayacağı dilde ve sözlü olarak bizzat hekim tarafından yapılması olup, formlar sadece bu sürecin yürütüldüğünü gösteren birer ispat aracıdır. Dolayısıyla, operasyonun risklerinin hastaya eksiksiz şekilde açıklandığını kanıtlama yükümlülüğü tamamen hekime aittir.

S3) Müdahale sırasında kabul edilebilir risk gelişirse hekimin hiçbir sorumluluğu doğmaz mı?

C3) Kabul edilebilir riskin gelişmesi hekimi tek başına sorumluluktan kurtarmaz. Hekim, gelişen komplikasyonu zamanında teşhis etmek, doğru müdahalede bulunmak ve süreci iyi yönetmek (komplikasyon yönetimi) zorundadır. Komplikasyonun fark edilmemesi veya yanlış yönetilmesi malpraktise dönüşür ve hekimin sorumluluğunu doğurur.

S4) Tıbbi uygulama hatası davalarında görevli mahkeme hangisidir?

C4) Özel hekim ve özel hastanalere karşı açılacak davalarda vekâlet veya eser sözleşmesine dayalı olarak Tüketici Mahkemeleri görevlidir. Kamu ve üniversite hastanelerine karşı ise hizmet kusuru gerekçesiyle İdare Mahkemelerinde tam yargı davası açılması gerekmektedir.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİ  2025/1347 E.  ,  2025/4009 K.

“…yeterince izlem ve takip yapılmadan ve olası bir gebeliğin varlığı düşünülmeden metotraksat isimli ilacı verilmesinin tıbben uygun olmadığı, nitekim 12.04.2012 tarihinde yapılan USG tetkikinde 5 haftalık gebelik kesesinin mevcut olduğunun anlaşıldığı, davalı doktorun eylemlerinin tıp biliminin ilke ve kurallarına uygun olmadığı, her ne kadar ATK raporunda hastanenin sorumlu olmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 66. maddesinde yer alan “adam çalıştıranın sorumluluğu” hükmü gereğince başkasına/hastasına verdiği zararı gidermekle yükümlü olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davacı … için 200.000,00 TL, davalı … için ise 75.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline…”

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ 2014/9296 E. , 2015/5790 K.

“…Doğru tanı konularak uygun tedaviye başlanmış olması halinde ölümün meydana gelmesi durumunda ölümün komplikasyon olarak değerlendirileceği, hiçbir tıbbi müdahalede şifa garantisi bulunmadığı kabul edilmekle birlikte; meydana gelen ölümle tedavi ve teşhisteki eksiklik arasında illiyet bağı bulunması halinde bunun komplikasyon olarak değil malpraktis olarak değerlendirilmesi gerektiği… bebeğin kurtulmasının kesin olmadığı şeklindeki tespitin malpraktis olgusunu değiştirmeyeceği ve sanığın meydana gelen ölümden sorumlu tutulmasını engelleyecek bir değerlendirme olarak kabul edilemeyeceği…”

YARGITAY 13.HUKUK DAİRESİ 2016/27901 E. , 2019/5767 K.

“Davacı, … fizik tedavi uygulaması sonrasında topuğunun yandığını, … doku grefti yapıldığını, … davalı doktorun yanlış tedavi önerdiği, davalı [sağlık personelinin] ise tedaviyi hatalı uyguladığı … gerekçesiyle tazminat talep etmiş; … Dava, tıbbi malpraktis nedeniyle açılan maddi manevi tazminat talebine ilişkindir. … Mahkemece, … davalıların, bilirkişinin hesapladığı tedavi giderlerinden sorumlu oldukları belirtilerek … kabulüne karar verilmişse de … kararda belirlenen miktarın nasıl tespit edildiği açık değildir. Mahkemece, … konusunda uzman bir bilirkişiden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. Öte yandan somut olayın oluş şekli ve dosyadaki deliller birlikte değerlendirildiğinde takdir edilen manevi tazminat miktarı da düşüktür. Manevi tazminatın makul miktarda arttırılarak hüküm verilmesi gerekirken belirlenen şekilde hüküm kurulması isabetli olmayıp bozmayı gerektirmiştir. … Yukarıda 1. ve 2. bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA … 06/05/2019 gününde oybirliğiyle karar verildi.”

YARGITAY 6. HUKUK DAİRESİ 2024/2425 E. , 2025/3957 K.

“6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 112/1. maddesi ‘Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.’ hükmünü içermektedir. […] raporda yer alan tespitler dikkate alındığında, fen ve tekniğine uygun olarak, gerekli özeni göstermek suretiyle işini yapmayan davalı kusurludur ve TBK’nın 112. maddesi uyarınca doğan zararları gidermekle yükümlüdür.”

YARGITAY 15. HUKUK DAİRESİ 2019/2716 E. , 2019/3692 K.

“…Taraflar arasında davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Eser sözleşmesini düzenleyen TBK’nın 355. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin (hekimin) sorumluluğundadır…”

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *