SÖZLÜ SÖZLEŞMELERİN HUKUKİ NİTELİĞİ, GEÇERLİLİK ŞARTLARI VE İSPAT USULLERİ

Giriş

Modern borçlar hukukunda ve ticari hayatın dinamik işleyişinde, sözleşmelerin oluşturulma biçimleri her geçen gün çeşitlilik kazanmaktadır. Günlük yaşamın hızı, hukuki süreçlerin yoğunluğu ile uzun zaman alması, ve taraflar arasındaki karşılıklı güven ilişkisi, kişileri yazılı metinler oluşturmak yerine sözlü irade beyanlarıyla borç ilişkisi kurmaya yöneltmektedir. Sözlü sözleşmeler; herhangi bir yazılı belgeye dökülmeyen, tarafların karşılıklı sözlü iletişimi ve irade açıklamaları ile kurulan hukuki işlemleri ifade eder. Gerek ulusal hukuk sistemlerinde gerekse uluslararası ticari teamüllerde, sözlü anlaşmalar belirli sınırlar dahilinde hukuken bağlayıcı kabul edilmektedir. İşbu makalede, sözlü sözleşmelerin hukuki geçerliliği, şekil serbestliği ilkesi, bu serbestliğin istisnaları ve uyuşmazlıkların çözümünde kullanılabilecek yan delil mekanizmaları ele alınacaktır.

1. Sözleşme Özgürlüğü ve Şekil Serbestliği İlkesi

Hukukun temel taşlarından birini oluşturan “irade özgürlüğü” kavramı, bireylerin kendi hukuki ilişkilerini serbestçe düzenleme yetkisini ifade eder. Bu yetkinin en somut örneği ise sözleşme özgürlüğüdür. Taraflar; kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı olmamak kaydıyla, diledikleri konuda ve diledikleri biçimde sözleşme oluşturma hakkına sahiptirler.

Bu bağlamda genel kural “şekil serbestiliği” ilkesidir. Buna göre, kanunda aksine bir hüküm mevcut olmadıkça, bir sözleşmenin geçerliliği hiçbir şekil şartına tabi değildir. Taraflar iradelerini yazılı, resmi veya sözlü olarak açığa vurabilirler. Sözlü bir anlaşma, kanunun özel bir koruma veya resmi bir prosedür aramadığı tüm alanlarda, hukuken tam, bağlayıcı ve geçerli bir borç ilişkisi doğurur. Dolayısıyla, bir sözleşmenin sadece sözlü olarak yapılmış olması, onun tek başına geçersiz bir işlem olduğu anlamına gelmez. Tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının uyuşmasıyla borç ilişkisi meydana gelmiş olur.

2. Sözleşmenin Unsurları Ve Bağlayıcılığı

Bir sözleşmenin sözlü veya yazılı olarak geçerli bir şekilde kurulabilmesi için belirli kurucu unsurların varlığı zorunludur. İşbu unsurlar şu şekilde sıralanabilir:

– Öneri: Hukuki bir ilişki kurma niyetiyle bir tarafın diğer tarafa ilettiği tekliftir. Teklif, sözleşmenin esaslı unsurlarını içermelidir.

– Kabul: Karşı tarafın, kendisine sunulan teklifi hiçbir değişiklik yapmaksızın kayıtsız şartsız kabul ettiğini bildiren irade beyanıdır. Kabul ile birlikte rıza oluşur ve sözleşme kurulur.

– Sözleşme Konusu: Sözleşmenin taraflara yüklediği hak ve borçların konusunu oluşturan, hukuken korunabilir ve ifası mümkün olan menfaattir.

“Önemle vurgulanmalıdır ki  haklı bir neden olmaksızın veya sözleşmede belirlenen esaslara aykırı olarak sözlü bir sözleşmeden dönülmesi hukuken mümkün değildir. Sözlü sözleşmeler de tıpkı yazılı sözleşmeler gibi tarafları bağlar. Sözleşmesel yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, hukuki dilde ‘sözleşme ihlali’ olarak adlandırılır ve bu durum kusurlu tarafın karşı tarafın uğradığı zararları tazmin etme yükümlülüğünü doğurur.”

3. Şekil Serbestliğinin İstisnalari Ve Geçersizlik Halleri

Şekil serbestisi ilkesi mutlak bir kural olmayıp kamu düzenini korumak, tarafların aceleci karar vermelerini engellemek ve hukuki güvenliği sağlamak amacıyla kanun koyucular tarafından belirli istisnalara tabi tutulmuştur. Kanunun açıkça “yazılı” veya “resmi” (noter, tapu dairesi vb.) şekilde yapılmasını emrettiği sözleşmeler sözlü olarak akdedilirse, bu anlaşmalar hukuk aleminde ‘yok hükmünde’ veya “kesin olarak geçersiz” kabul edilir.

A. Kanunen Resmi Şekle Tabi Olan Sözleşmeler

Bazı işlemlerin geçerliliği, devletin yetkilendirdiği resmi makamlar huzurunda yapılmasına bağlıdır. Örneğin, taşınmaz (ev, arsa, tarla) satış vaadi sözleşmelerinin noter huzurunda düzenleme şeklinde yapılması zorunludur. Taşınmazların mülkiyet devri ise yalnızca tapu müdürlüklerinde resmi şekilde gerçekleştirildiğinde geçerlilik kazanır. Benzer şekilde, motorlu araç satışlarının da noter huzurunda resmi bir sözleşme ile yapılması mutlak bir geçerlilik şartıdır. Bu alanlarda yapılan sözlü anlaşmalar hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.

B. Sıkı Yazılı Şekle Tabi Olan Sözleşmeler

Kanun, bazı sözleşmelerin ise tarafların kendi aralarında yapacakları nitelikli yazılı metinlerle kurulmasını şart koşar. Öne çıkan örnekler şunlardır:

– Kefalet Sözleşmeleri: Kefilin sorumlu olduğu azami miktarın, kefalet tarihinin ve eğer varsa müteselsil kefil olduğuna ilişkin ibarenin kefilin kendi el yazısıyla yazılması zorunludur. Bu unsurları barındıran yazılı bir nitelik taşımayan sözlü kefalet beyanları tamamen geçersizdir. (TBK m. 583- Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz.)

– Rekabet Yasağı Sözleşmeleri: Şirket ortaklarının birbirlerine karşı üstlendikleri faaliyet sınırlandırmaları ve rekabet etmeme taahhütleri yazılı şekilde yapılmadıkça hukuken hüküm ifade etmez. (TBK m. 444: Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.)

– Şirket Hisse ve Pay Devirleri: Limited şirketlerde ortaklık payının devredilebilmesi için noter onaylı yazılı bir sözleşmenin varlığı ve şirket genel kurulunun onayı şarttır. Şirket hisselerinin sözlü devri hukuken geçersizdir. (TTK m.595: Esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemler yazılı şekilde yapılır ve tarafların imzaları noterce onanır.)

4. İspat Hukuku Bakimindan Sözlü Anlaşmaların Sınırları

Sözlü sözleşmeler teorik olarak geçerli olsalar da, uygulamada en büyük problem “ispat edilebilirlik” noktasında ortaya çıkmaktadır. Bir uyuşmazlık, yargı mercilerine taşındığında mahkeme öncelikle anlaşmanın soyut geçerliliğini değil, somut olarak “var olup olmadığını” ve “içeriğini” araştırır. İspat yükü, iddia edilen vakadan kendi lehine haklar çıkaran tarafa aittir. Sözlü bir anlaşmanın varlığını iddia eden müşteki veya davacı, karşı tarafın inkarı halinde bu iddiayı hukuka uygun delillerle kanıtlamak zorundadır.

A. Senetle İspat Zorunluluğu ve Tanıkla İspat Yasağı

Usul hukuku kuralları, hukuki güvenliği sağlamak adına belirli bir parasal değerin üzerindeki işlemlerin “tanık beyanı (şahit)”  yolu ile ispatlanmasını yasaklamıştır. Kanun tarafından belirlenen yıllık senetle ispat sınırının üzerindeki borç ilişkilerinde, karşı tarafın açık ve yazılı rızası olmadığı sürece tanık dinletilmesi kural olarak mümkün değildir. Dolayısıyla, kanunda belirtilen meblağın üzerinde bir ticari alacağı veya sözlü ortaklık taahhüdünü mahkemede sadece şahitler vasıtasıyla kanıtlamaya çalışmak yasal engellere takılacaktır. (HMK m.200: Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.)

B. Yazılı Delil Başlangıcı Kavramı

Senetle ispat zorunluluğunun en önemli istisnası “yazılı delil başlangıcı”dır. Eğer iddia edilen borç ilişkisinin varlığına işaret eden, ancak tam bir senet (kesin delil) niteliği taşımayan, karşı taraftan oluşturulmuş yazılı bir belge, elektronik kayıt veya dijital iz mevcutsa, işbu durum yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilir. Yazılı delil başlangıcının varlığı halinde, senetle ispat sınırı aşılmış olsa dahi mahkeme sözlü anlaşmanın tamamlanması ve ispatı için tanık dinlenmesine cevaz verebilir.

5. Alternatif İspat Araçları Ve Delil Yönetimi

Yazılı bir ana sözleşmenin bulunmadığı durumlarda, sözlü anlaşmanın içeriğini ve varlığını ortaya koyabilmek adına tarafların süreç içerisindeki dijital ve fiili ayak izleri büyük önem kazanır. Mahkemelerce değerlendirilebilecek nitelikteki temel yan deliller şunlardır:

– Dekont Açıklamaları: Bankalar üzerinden yapılan para transferleri esnasında girilen açıklamalar hayati önem taşır. Örneğin, dekont açıklama kısmına yazılan “ortaklık payı ödemesi, kar payı avansı, borç ödemesi veya kira bedeli” gibi spesifik ibareler, sözlü anlaşmanın mahiyetini gösteren güçlü birer delil başlangıcı, hatta bazen kesin delil olarak kabul edilir.

– Dijital Yazışmalar: Taraflar arasında sözleşmenin kurulması öncesinde veya sonrasında gerçekleştirilen WhatsApp, e-posta, SMS gibi yazılı dijital haberleşmeler, işin konusuna dair anlaşma unsurları içeriyorsa yazılı delil başlangıcı niteliği teşkil eder. İşbu kayıtlar, sözlü vaatlerin somutlaşmış halleri olarak yargılamaya yön verir.

– Zımni Kabul ve Fiili Davranışlar: Tarafların uzun bir süre boyunca herhangi bir itirazda bulunmaksızın sözlü anlaşmanın şartlarına uygun bir biçimde fiili hareket içerisinde bulunmuş olmalarıdır. Örnek vermemiz gerekirse her ay belirli bir oranda kar payının veya maaşın düzenli olarak ödenmesi ve bu durumun taraflarca benimsenmesi, sözlü anlaşmanın varlığına dair epey güçlü bir karine oluşturur.

– Ticari Defterlerin İncelenmesi: Ticari uyuşmazlıklarda mahkemeler, tarafların ticari defter ve kayıtlarını inceleterek, sözlü iddia edilen mal teslimi, hizmet ifası veya ödeme kalemlerinin muhasebe kayıtlarına yansıyıp yansımadığını denetler. Usulüne uygun tutulmuş ticari defterler ispat sürecinde etkin rol oynar.

Ses Kayıtlarının Hukuki Durumu

Sözlü anlaşmaların ispatında sıklıkla başvurulan yöntemlerden biri de taraflar arasında geçen konuşmaların ses kaydına alınmasıdır. İlkesel olarak, karşı tarafın rızası ve bilgisi olmaksızın gizlice alınan ses kayıtları hukuka aykırı delil niteliğindedir, özel hayatın gizliliğini ihlal edebilir ve yargılamada dikkate alınmaz. Ancak, uyuşmazlığın ani gelişen bir duruma dayanması, planlı bir komplo olmaması ve kişinin uğradığı hakkı korumak adına ‘başka türlü delil elde etme imkanının fiilen bulunmaması’ gibi istisnai ve sınırları dar durumlarda, bu kayıtlar mahkemece delil başlangıcı olarak evleviyetle değerlendirilebilmektedir. İşbu hususa yönelik daha fazla bilgi edinmeyi talep ederseniz, “Ses Kaydı Almanın Hukuki Niteliği” adlı makalemize de başvurabilirsiniz.

6. Sözlü Anlaşmalarda Usuli Prosedürler ve Dava Şartları

Sözlü bir sözleşmenin ihlali nedeniyle süreci başatılacak davalarda, usul hukuku kurallarına tam uyum sağlanması, hak kayıplarının önüne geçilmesi adına zorunludur. İlk olarak, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan ticari alacak ve tazminat talepli uyuşmazlıklarda, doğrudan dava açılması mümkün olmayıp öncelikle “arabuluculuk” sürecinin tamamlanması bir dava şartıdır. Arabuluculuk aşamasında taraflar sözlü anlaşmalarını revize edebilir veya bir anlaşma yöntemi ile birleşebilirler.

Anlaşmazlığın çözülememesi halinde açılacak alacak, tazminat veya borçlu olmadığının tespiti davası, talep edilen zararlar ile sözlü taahhütlerin yerine getirilmemesi arasındaki “neden-sonuç ilişkisi” teknik ve hukuki gerekçelerle net bir şekilde oluşturulmalıdır. Ayrıca, sözlü sözleşmelerden doğan alacak talepleri yasal “zamanaşımı” sürelerine tabidir; genel zamanaşımı süreleri geçirilmeden yasal sürecin başlatılması gerekmektedir. Belgesiz veya sözlü alacaklar için doğrudan “ilamsız icra takibi” başlatılması da pratik bir usuli yöntemdir; ancak borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde takip durur ve alacaklının duran takibi devam ettirmek için mahkemede borcun varlığını ispat etmesi gerekir.

Sonuç

Sözleşme özgürlüğü ve şekil serbestliği ilkeleri uyarınca, kanun tarafından emredici nitelikte özel bir yazılı veya resmi şekil şartı aranmayan durumlarda sözlü sözleşmeler hukuken geçerli ve bağlayıcıdır. Sözlü anlaşmaların uyuşmazlık anında tanıkla kanıtlanmasının zorluğu, dijital delillerin, dekont açıklamalarının ve yazılı delil başlangıcı oluşturabilecek unsurların yönetimini zorunlu kılmaktadır. Netice itibarıyla, hak kayıplarının önlenmesi, sözleşmesel risklerin minimize edilmesi ve hukuki güvenliğin tam manasıyla sağlanması adına, ilişkilerin başlangıcında açık, anlaşılır ve kapsayıcı yazılı sözleşmelerin yapılması; uyuşmazlık aşamasında ise profesyonel bir hukukçudan hukuki destek alınması en doğru yaklaşım olacaktır.

İşlemidiğimiz Hususlar Üzerine

Birtakım Emsal Kararlar:

1-)YARGITAY 1.  HUKUK DAİRESİ, 2009/13940 E. , 2010/1736 K. ,  22.02.2010 T. “Davacılar, davalıya ait 19 dönüm fındık bahçesinin davacılardan M.a 170.000.TL bedelle satımına ilişkin olarak sözlü akit yaptıklarını, … sözleşmenin yerine getirilmediğini ileri sürerek, davalıya borçlu olmadıklarının tespiti ile icra takibinin ve bonoların iptaline, 20.000.-TL’nin davalıdan tahsili ile tapu iptal ve tescile karar verilmesi isteminde bulunmuşlardır… Mahkemece, iddianın sabit olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.”

2-)YARGITAY 6.  HUKUK DAİRESİ, 2015/6368 E. , 2015/6368 K. ,  27.10.2015 T. “Borçlu … tarihli itiraz dilekçesinde dayanak sözlü sözleşmeyi inkar etmiş ise de; yargılama sırasında sunduğu … havale tarihli dilekçe ile açıkça; … kira ilişkisinin bu zamana kadar süregeldiğini beyan etmesi, … karşısında davalının kira ilişkisini kabul ettiğinin kabulü gerekir. Bu durumda Mahkemece işin esasının incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle istemin reddine karar verilmesi doğru değildir.”

3-)YARGITAY 11.  HUKUK DAİRESİ, 2024/6408 E. , 2025/4336 K. ,  19.06.2025 T. “Taraflar arasındaki sözlü sözleşme doğrultusunda kurulması kararlaştırılan şirketin %20 hisse bedelinin 500.000,00 TL olduğu ve bu bedelin … tarafından peyderpey 504.019,00 TL olarak … ‘a ödendiği, sözlü sözleşme doğrultusunda kurulması kararlaştırılan anonim şirketin kurulmadığı ve sözleşmenin gereklerinin yerine getirilmediği, … tarafından ödenen bedelin sebepsiz zenginleşme hükümleri doğrultusunda …’dan talep edilebileceği, … gerekçesiyle asıl ve birleşen … davaların kabulüne, … Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.”

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *