VASİYETNAME NEDİR, KİMLER DÜZENLEYEBİLİR?

I. GİRİŞ

Bir kişinin hayatı boyunca edindiği malvarlığının, ölümünden sonra kimler arasında ve ne şekilde paylaşılacağı, yalnızca kanunun öngördüğü yasal miras düzenine bırakılmak zorunda değildir. Türk Medeni Kanunu, kişilere belirli sınırlar dâhilinde, ölümden sonra hüküm doğuracak şekilde kendi iradelerini ortaya koyma imkânı tanımıştır. Bu imkânın en yaygın kullanılan aracı vasiyetnamedir. Miras bırakan, vasiyetname yoluyla yalnızca malvarlığının paylaşımına ilişkin değil; mirasçı atanması, mirasçılıktan çıkarma, vakıf kurulması veya belirli kişilere yükümlülük yüklenmesi gibi birçok konuda tasarrufta bulunabilir. Ancak bu tasarruf özgürlüğü sınırsız olmayıp, kanunun aradığı ehliyet ve şekil şartlarına, ayrıca saklı paylı mirasçıların haklarına uygun şekilde kullanılmalıdır.

II. VASİYETNAMENİN HUKUKİ NİTELİĞİ

Vasiyetname, miras bırakanın sağlığında düzenlemesine rağmen hukuki sonuçlarını kural olarak ölüm anında doğuran, tek taraflı bir ölüme bağlı tasarruftur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 502 ve devamı maddelerinde düzenlenen vasiyetname, miras bırakanın herhangi bir kişinin kabulüne veya onayına ihtiyaç duymaksızın, yalnızca kendi irade beyanı ile kurulabilen bir hukuki işlemdir. Bu yönüyle vasiyetname, karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanlarının varlığını gerektiren miras sözleşmesinden temelden ayrılır; miras sözleşmesi iki taraflı bir sözleşme niteliği taşırken, vasiyetname yalnızca miras bırakanın tek başına iradesiyle kurulur ve kural olarak her zaman değiştirilebilir veya geri alınabilir.

Vasiyetname aynı zamanda kişiye sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Bu nedenle vasiyetnamenin bizzat miras bırakan tarafından düzenlenmesi zorunludur; vekil, temsilci veya yasal temsilci aracılığıyla vasiyetname yapılması mümkün değildir. Miras bırakan, vasiyetname ile mirasçılarından birini veya birkaçını mirasçılıktan çıkarabilir, mirasçı atayabilir, belirli bir mal veya hakkı belirli bir kişiye bırakabilir, koşul ya da yükümlülük öngörebilir, yedek veya art mirasçı atayabilir ve hatta vakıf kurulmasını vasiyet edebilir. Bu geniş tasarruf serbestisi, vasiyetnameyi miras hukukunun en işlevsel araçlarından biri hâline getirmektedir.

III. VASİYETNAME DÜZENLEME ŞARTLARI: KİMLER VASİYETNAME DÜZENLEYEBİLİR?

Kanun koyucu, herkesin vasiyetname düzenlemesine izin vermemiş; bu konuda iki temel ehliyet şartı aramıştır. TMK m. 502 hükmüne göre, ayırt etme gücüne sahip ve on beş yaşını doldurmuş olan herkes vasiyet yapabilir. Bu iki şartın vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte birlikte bulunması gerekir.

Yaş şartı bakımından on beş yaşını doldurmamış kişiler, ayırt etme gücüne sahip olsalar dahi vasiyetname düzenleyemez; anne, baba veya vasinin izni de bu eksikliği gideremez. Bu kural resmi, el yazılı ve sözlü vasiyetnamenin her türü için geçerlidir.

Ayırt etme gücü ise kişinin davranışlarının anlam ve sonuçlarını kavrayabilme, malvarlığı üzerinde ne şekilde tasarrufta bulunduğunu değerlendirebilme ve iradesini dış etkilerden bağımsız olarak oluşturabilme yeteneğidir. Özellikle ileri yaş, çeşitli hastalıklar veya bilişsel bozukluklar söz konusu olduğunda, vasiyetnamenin düzenlendiği tarihte ayırt etme gücünün var olup olmadığı büyük önem taşır; uygulamada bu ihtimalin bulunduğu durumlarda noterlikler tarafından sağlık raporu talep edilmesi sıkça karşılaşılan bir uygulamadır. Ayırt etme gücünden yoksun bir kişi tarafından düzenlenen vasiyetname, ilgililerce açılacak iptal davası neticesinde hükümsüz kılınabilir.

Belirtmek gerekir ki, vasiyetname düzenleme hakkı kişiye sıkı sıkıya bağlı olduğundan, bu şartları taşıyan kişi vasiyetnamesini mutlaka bizzat düzenlemelidir; bir başkasının onun adına vasiyetname düzenlemesi hukuken mümkün değildir.

IV. VASİYETNAMENİN TÜRLERİ

Türk Medeni Kanunu, vasiyetnamenin hangi şekillerde düzenlenebileceğini sınırlı sayıda belirlemiştir. Kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmadan yapılan vasiyetnameler kural olarak geçersizdir. Buna göre vasiyetname resmi vasiyetname, el yazılı vasiyetname ve sözlü vasiyetname olmak üzere üç şekilde düzenlenebilir.

A. Resmi Vasiyetname

Resmi vasiyetname, TMK m. 532 ve devamı maddelerinde düzenlenen, uygulamada en sık başvurulan ve ispat gücü en yüksek vasiyetname türüdür. Resmi vasiyetname; noter, sulh hâkimi veya kanunla yetkilendirilmiş diğer bir memur huzurunda, iki tanığın katılımıyla düzenlenir. Uygulamada bu tür vasiyetnameler ağırlıklı olarak noterlerde yapılmaktadır.

Resmi vasiyetnamenin düzenlenmesinde iki farklı usul öngörülmüştür. Miras bırakanın okuma ve imzalama yeteneğine sahip olduğu hâllerde, miras bırakan son arzularını resmi memura bildirir; memur tarafından hazırlanan metin miras bırakana okunur ve uygun bulunması hâlinde bizzat kendisi tarafından imzalanır, ardından tanıklar da gerekli beyanları vererek belgeyi imzalar. Görme engeli, okuma yazma bilmeme veya benzer bir nedenle okuyamayan ya da imzalayamayan kişiler bakımından ise TMK m. 535’te düzenlenen özel usul uygulanır; bu durumda metin tanıklar huzurunda miras bırakana okunur ve miras bırakanın bunu onaylaması üzerine tanıklar, beyanın kendi önlerinde yapıldığını ve miras bırakanın tasarruf ehliyetine sahip olduğunu belgeleyerek imza atar.

Kanun, tarafsızlığın korunması amacıyla bazı kişilerin resmi vasiyetnamenin düzenlenmesinde memur veya tanık olarak yer almasını yasaklamıştır. TMK m. 536 uyarınca fiil ehliyeti bulunmayanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, okuma yazma bilmeyenler ile miras bırakanın eşi, alt ve üst soy hısımları, kardeşleri ve bunların eşleri resmi vasiyetnamede tanıklık yapamaz; aynı kişilere ve yakınlarına resmi vasiyetname yoluyla kazandırmada da bulunulamaz. Bu yasağa aykırı şekilde yapılan kazandırmalar, kural olarak vasiyetnamenin tamamını değil yalnızca ilgili kazandırmayı geçersiz kılar.

B. El Yazılı Vasiyetname

El yazılı vasiyetname, TMK m. 538’de düzenlenmiş olup, miras bırakanın vasiyetnamesini baştan sona kendi el yazısıyla yazması, tarih atması ve imzalaması suretiyle kurulur. Bu vasiyetname türünde noter, hâkim veya tanık bulunması aranmaz; ancak metnin tamamının, tarih ve imza dâhil olmak üzere, miras bırakanın kendi el yazısı ürünü olması zorunludur. Bilgisayarla yazılmış, daktilo edilmiş veya başkası tarafından kaleme alınmış metinler bu şekle uygun sayılmaz ve şekil eksikliği nedeniyle geçersiz kabul edilir. El yazılı vasiyetname ancak okuma yazma bilen kişilerce düzenlenebilir; düzenlendikten sonra açık veya kapalı olarak notere, sulh mahkemesine veya güvenilir bir kişiye teslim edilebilir.

C. Sözlü Vasiyetname

Sözlü vasiyetname, TMK m. 539-541 hükümlerinde düzenlenen istisnai bir vasiyetname türüdür ve yalnızca yakın ölüm tehlikesi, savaş, ulaşımın kesilmesi, ağır hastalık gibi olağanüstü hâllerde, resmi veya el yazılı vasiyetname yapma imkânının bulunmadığı durumlarda başvurulabilir. Bu durumda miras bırakan son arzularını iki tanığa sözlü olarak bildirir. Tanıklardan biri bu beyanı gecikmeksizin yazıya geçirip tarih ve imza atarak, diğer tanığın da imzasıyla birlikte yetkili mahkemeye teslim edebilir; alternatif olarak her iki tanık da beyanı doğrudan hâkim huzurunda sözlü olarak aktarabilir. Sözlü vasiyetname, olağanüstü hâlin ortadan kalkmasından itibaren bir ay içinde miras bırakanın resmi veya el yazılı vasiyetname yapma imkânına kavuşmuş olması hâlinde, bu sürenin dolmasıyla kendiliğinden ve herhangi bir mahkeme kararına gerek kalmaksızın hükümden düşer.

V. VASİYETNAME İLE YAPILABİLECEK TASARRUFLAR VE SAKLI PAY SINIRI

Miras bırakan vasiyetname yoluyla mirasçı atayabilir, belirli bir mal veya hakkın belirli bir kişiye bırakılmasını vasiyet edebilir, miras paylaşımına ilişkin kurallar koyabilir, vasiyeti yerine getirme görevlisi tayin edebilir, yedek ve art mirasçı atayabilir, saklı paylı olmayan mirasçıları mirasçılıktan çıkarabilir ve vakıf kurulmasını öngörebilir. Ancak bu tasarruf özgürlüğü sınırsız değildir. Türk Medeni Kanunu, hem saklı paylı mirasçıların korunması hem de kamu düzeninin sağlanması amacıyla belirli sınırlamalar getirmiştir; buna göre miras bırakan kanuna veya ahlaka aykırı koşullar öngöremez, imkânsız yükümlülükler yükleyemez ve kişilik haklarını ihlal eden tasarruflarda bulunamaz.

Bu sınırlamaların en önemlisi saklı pay kurumudur. Kanun, altsoy (evlatlık dâhil), anne-baba ve sağ kalan eş gibi belirli yakın mirasçıların miras paylarının belirli bir kısmını koruma altına almıştır. Miras bırakanın vasiyetname düzenlemiş olması, saklı paylı mirasçıların haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; miras bırakan malvarlığının tamamını veya büyük bir bölümünü üçüncü bir kişiye bıraksa dahi, bu tasarruf kendiliğinden geçersiz sayılmaz. Bu hâlde saklı payı ihlal edilen mirasçılar, tenkis davası açarak saklı paylarını aşan kısmın kanuni sınıra çekilmesini talep edebilir. Tenkis davası, vasiyetnamenin tamamen ortadan kaldırılmasını değil, yalnızca saklı payı aşan kısmın azaltılmasını amaçladığından, vasiyetnamenin iptali davasından ayrı bir hukuki müessesedir.

VI. VASİYETNAMEDEN DÖNME

Vasiyetname tek taraflı bir tasarruf olduğundan, miras bırakanı ölümüne kadar bağlamaz; miras bırakan dilediği zaman vasiyetnamesini değiştirebilir veya tamamen geri alabilir. Vasiyetnameden dönme üç şekilde gerçekleşebilir: yeni bir ölüme bağlı tasarruf yapılması, önceki vasiyetnamenin yok edilmesi (yırtılması, yakılması, okunamaz hâle getirilmesi) veya vasiyet konusu malın sağlararası bir işlemle elden çıkarılması. Yeni bir vasiyetname düzenlenmesi hâlinde, önceki vasiyetnamenin açıkça geri alındığı belirtilmemiş olsa dahi, kural olarak son tarihli tasarruf esas alınır; ancak iki vasiyetname birbiriyle çelişmiyorsa her ikisi de birlikte geçerliliğini koruyabilir.

Vasiyet edilen malın miras bırakan tarafından satılması veya başka bir şekilde devredilmesi de, o mala ilişkin vasiyet hükmünün zımnen geri alındığı şeklinde yorumlanır; buna karşılık malın üzerinde yalnızca ipotek gibi sınırlı bir hak tesis edilmesi, mal terekede kalmaya devam ettiği için vasiyet hükmünü ortadan kaldırmaz. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken bir husus da, miras bırakanın gönderdiği bir ihtarnamenin, önceki vasiyetnameden dönme iradesini yansıtsa dahi, kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmadığı sürece yeni bir vasiyetname olarak kabul edilemeyeceğidir.

VII. VASİYETNAMENİN ÖLÜMDEN SONRA AÇILMASI, İPTALİ VE TENFİZİ

Vasiyetname, miras bırakanın ölümüyle hüküm doğurmakla birlikte, uygulanabilmesi için belirli hukuki aşamaların tamamlanması gerekir. Miras bırakanın ölümünden sonra ele geçen her vasiyetname, geçerli olup olmadığına bakılmaksızın gecikmeksizin sulh hukuk mahkemesine teslim edilmelidir. Mahkeme, teslimden itibaren bir ay içinde vasiyetnameyi açar, ilgililere okur ve içeriğini kendilerine tebliğ eder. Bu aşamada mahkemenin görevi vasiyetnamenin geçerliliğini denetlemek değil, yalnızca açılması ve ilgililere duyurulmasıdır; vasiyetname okunmadan doğrudan tapuda işlem yapılamaz.

Vasiyetnamenin açılmasından sonra, mirasçılar veya diğer ilgililer, miras bırakanın tasarruf ehliyetinin bulunmadığı, vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucu düzenlendiği, içeriğinin hukuka veya ahlaka aykırı olduğu ya da kanunda öngörülen şekil şartlarına uyulmadığı iddialarıyla vasiyetnamenin iptali davası açabilir. Bu sebepler TMK m. 557’de sınırlı sayıda belirtilmiş olup, kanunda sayılmayan bir nedenle vasiyetnamenin iptali istenemez. İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten itibaren bir yıllık; herhâlde vasiyetnamenin açıldığı tarihten itibaren iyiniyetli davalılara karşı on yıllık, iyiniyetli olmayan davalılara karşı ise yirmi yıllık hak düşürücü sürelere tabidir (TMK m. 559). Görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olup, dava vasiyetçinin son yerleşim yeri mahkemesinde açılmalıdır.

Vasiyetnameye karşı herhangi bir itiraz ileri sürülmemesi veya açılan davaların reddedilmesi hâlinde, vasiyetnamenin yerine getirilmesi aşamasına geçilir. Uygulamada “tenfiz” olarak adlandırılan bu süreçte, vasiyet edilen malların hak sahiplerine devri, taşınmazların tapuda tescili ve vasiyet edilen alacakların tahsili gibi işlemler gerçekleştirilir; gerektiğinde hak sahipleri tenfiz davası açarak mahkeme kararıyla vasiyetnamenin uygulanmasını talep edebilir. Bu itibarla vasiyetnamenin ölümden sonraki hayatı, sırasıyla açılma, varsa iptal veya tenkis davalarının sonuçlanması ve nihayet tenfiz aşamalarından oluşan bir süreç izler.

VIII. SONUÇ

Vasiyetname, kişinin ölümünden sonra da iradesini geçerli kılabilmesinin en temel ve en sık başvurulan hukuki aracıdır. Ancak bu aracın geçerli sonuç doğurabilmesi, yalnızca miras bırakanın gerçek arzusunu yansıtmasına değil; aynı zamanda kanunun aradığı yaş ve ayırt etme gücü şartlarına, resmi, el yazılı veya sözlü vasiyetname türlerine özgü şekil kurallarına ve saklı paylı mirasçıların haklarına riayet edilmesine bağlıdır. Uygulamada karşılaşılan uyuşmazlıkların büyük bölümü, bu şekil şartlarındaki eksikliklerden veya miras bırakanın ehliyeti konusundaki tereddütlerden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle vasiyetname düzenlenirken gösterilecek özen, ileride açılabilecek iptal veya tenkis davalarının önüne geçilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

IX. KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

1. Vasiyetnamenin İptali Sebeplerinin Sınırlı Sayıda Olduğu

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/17339 E., 2017/4333 K. (30.03.2017)

“TMK. nun 557. maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır. Bunlar; 1- Ehliyetsizlik, 2- Vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, 3- Tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlaka aykırı olması, 4- Tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması halleridir. […] TMK.nun 557.maddesinde vasiyetnamenin iptali sebepleri sınırlı (tahdidi) olarak açıklanmıştır. Mahkemenin, TMK 542. ve 544. maddesi kapsamında iptal sebebi olarak kabul ettiği hal, yukarıda bahsi geçen maddede ifadesini bulan iptal sebeplerinden biri değildir.”

2. Okuma Yazması Olmayan Kişilerin Resmi Vasiyetnamesinde Tanık Beyanının Kapsamı

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/4647 E., 2016/2487 K. (24.02.2016)

“Somut olayda; mirasbırakanın okur yazar olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda vasiyetçinin, düzenlenen vasiyetnamenin son arzularına uygun olduğunu beyan etmesi yeterli değildir. Tanıkların da, vasiyetçinin kendi önlerinde beyanda bulunduğunu ve onu tasarrufa ehil gördüklerini ifade edip, bu sözlerin yazılması ile de yetinilmeyip vasiyetnamenin kendi yanlarında resmi memur tarafından vasiyetçiye okunduğunu ve onun vasiyetnamenin son arzularını içerdiğini beyan ettiğini de belirtmeleri ve bu beyanlarının altını imzalamaları gerekmektedir.”

3. Ehliyetsizlik İddiasına Dayalı İptal Davasında Delillerin Toplanması Zorunluluğu

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/18917 E., 2016/412 K. (20.01.2016)

“Şu durumda, ehliyetsiz olduğu ileri sürülen mirasbırakanın vasiyetname tarihine yakın günlerde ve sonrasında tedavi görüp görmediği hususunda tarafların bilgisine başvurularak varsa doktor raporları, hasta müşahede kâğıtları ve film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi, sonrasında işlem tarihinde mirasbırakanın fiil ehliyetinin olup olmadığının tesbiti için Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerekmektedir.”

4. İhtarnamenin Yeni Bir Vasiyetname Olarak Kabul Edilemeyeceği

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2015/6890 E., 2015/10407 K. (08.06.2015)

“Miras bırakan önceki vasiyetnameden rücu ettiğini bildirmeden, yasada öngörülen şekillerden birine uymak suretiyle yeni bir vasiyetname yapmasıyla vasiyetnameden dönebilir. Murisin davacıya gönderdiği Espiye Noterliği’nin 30 Mayıs 2002 tarih 1205 yevmiye nolu ihtarnamesi vasiyetname olarak değerlendirilemeyeceğinden, Espiye Noterliği’nin 25/03/2002 tarih ve 689 yevmiye numaralı vasiyetnamesinden dönüldüğünden bahsedilemez.”

AVUKATIN ÖNEMİ

Vasiyetnamenin hazırlanması, yalnızca son arzuların kâğıda dökülmesinden ibaret olmayıp; ehliyet, şekil şartları ve saklı pay dengesinin bir arada gözetilmesini gerektiren teknik bir süreçtir. Bu süreçte bir avukattan hukuki destek alınması, ileride ortaya çıkabilecek iptal veya tenkis davalarının önüne geçilmesini ve miras bırakanın gerçek iradesinin eksiksiz şekilde yansıtılmasını sağlar. Alanında deneyimli bir avukat, somut olayın özelliklerine göre en uygun vasiyetname türünün belirlenmesine ve olası ihtilafların önceden öngörülerek bertaraf edilmesine katkı sunar. Bu nedenle vasiyetname düzenlenirken profesyonel hukuki danışmanlık alınması, hem miras bırakanın hem de mirasçıların menfaatine olan bir tercihtir.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *