VELAYET DAVASI – İstanbul Bakırköy | Derin Hukuk & Danışmanlık – Av.Fatih Derin

1-) GİRİŞ

Velâyet, ergin olmayan çocuğun maddî ve manevî gelişimi açısından aile hukukunda merkezi bir kurumdur. Velayet kararları hem çocuk hem de ebeveynler üzerinde uzun dönemde hukuki ve sosyal sonuçlar doğurduğundan, bu alanda verilen hâkîmî değerlendirmeler çok yönlü ve titiz olmalıdır. Türkiye’de velâyet düzenlemeleri hem iç hukuk normlarına (Türk Medeni Kanunu) hem de uluslararası çocuk hakları metinlerine dayanır.

2-) Hukuki Çerçeve — Temel Mevzuat ve İlkeler

2.1. Türk Medeni Kanunu ve ilgili hükümler
Türk Medeni Kanunu (4721 sayılı Kanun) velâyet hakkını düzenler; genel olarak “ergin olmayan çocuk ana ve babasının velâyeti altındadır” hükmüyle başlayan düzenleme, evlilik birliği devam ettiği sürece velâyetin ortak olduğunu ve yalnızca kanunda öngörülen hallerde velâyetin kaldırılabileceğini/tek tarafa verilebileceğini öngörür. Ayrıca TMK maddeleri (ör.: 335 ve devamı) velâyetin kapsamı (bakım, eğitim, korunma, temsil) ve düzenlenmesine dair esasları belirler.

2.2. Çocuğun üstün yararı (best interests of the child) ilkesi
Velâyet kararlarında temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Bu ilke, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve iç hukuka yansımalarıyla (TMK ve ilgili uygulama) karar verilirken çocuğun fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimi öncelikli değerlendirme ölçütü olur. Türkiye, Sözleşmeyi imzalamış ve onaylamıştır; dolayısıyla uluslararası yükümlülükler mahkeme içtihatlarına da etki etmektedir.

2.3. İdrak yaşı ve çocuğun görüşünün alınması
Yargıtay içtihatları ve HGK kararları çocuğun yaşı ve idrak gücüne göre görüşünün alınmasını öngörür; uygulamada genellikle “idrak çağı” 8 yaş ve üzeri şeklinde kabul edilmekle beraber, somut olaya göre değişir. İdrak çağındaki çocuğun görüşü uzman (pedagog/psikolog) aracılığıyla alınır ve hâkimin değerlendirmesinde önemli delil niteliği taşır.

3-) Velayet Türleri ve Hukuksal Sonuçları

3.1. Ortak velâyet ve tek başına velâyet
Evlilik sürerken velâyet genelde ortak olarak kalır; boşanma veya ayrılık hallerinde hâkim, çocuğun üstün yararına göre velâyeti bir ebeveyne verebilir veya tedbirî olarak velâyetin bir tarafa verilmesine karar verebilir. Velayetin verildiği ebeveyn çocuğun günlük bakım ve temsil yetkilerini kullanır.

3.2. Velayetin kaldırılması ve değiştirilmesi
Kanun ve içtihat, velâyetin kaldırılması (ör. ağır ihmâl, kötüye kullanım, cezaî hüküm gibi durumlar) ve değiştirilmesi (ör. çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde) yollarını düzenler. Ancak uygulamada velâyetin değiştirilmesi için sadece bir nedenin varlığı değil, somut koşulların ve delillerin bütüncül değerlendirilmesi esastır. Yargıtay kararları sosyal inceleme raporlarını ve uzman değerlendirmelerini sıkça belirleyici görmektedir.

4-) Yetkili ve Görevli Mahkeme — Mahkeme Süreci

4.1 Görevli Mahkeme : Velayetin kaldırılması, velayetin eşlerden birinden alınarak diğerine verilmesi (velayetin değiştirilmesi) ve kaldırılan velayetin geri verilmesi davalarına bakmakla görevli mahkeme Aile Mahkemesi olarak düzenlenmiştir.

4.2 Yetkili Mahkeme : Velayetin değiştirilmesi veya kaldırılması davası hukuken çekişmesiz yargı işi olarak kabul edilmektedir (HMK m. 382/2-b-13). Çekişmesiz yargı işleri için talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesi yetkilidir (HMK m.384). Bu durumda, velayetin değiştirilmesi veya kaldırılması davası iki farklı yetkili mahkemede açılabilir:

Velayetin kaldırılması veya değiştirilmesi davası, davalı tarafın ilgili kişi olması nedeniyle davalının oturduğu yer mahkemesinde açılabilir.

Velayetin kaldırılması veya değiştirilmesi davası, talepte bulunan davacının oturduğu yer mahkemesinde de açılabilir (HMK m.384).

4.2. Sosyal inceleme raporu (SİR) ve uzman görüşleri
Aile hâkimi genellikle sosyal inceleme raporu (uzman psikolog/pedagog/sosyal hizmet uzmanı tarafından hazırlanan) ister. SİR; ebeveynlerin bakım yeterliliği, ev ortamı, çocuğun okulu ve sosyal ilişkileri, maddî durum gibi unsurları değerlendirir ve hâkime yol gösterir. Birçok Yargıtay kararında SİR’in velâyet değerlendirmesinde belirleyici olduğu vurgulanmaktadır.

4.3. Deliller: tanık, uzman, belge, bilirkişi
Velayet davalarında delil çeşitleri geniştir: tanık beyanları, okul/sağlık kayıtları, ceza kayıtları, bilirkişi raporları, sosyal inceleme raporları ve çocuğun doğrudan veya uzman aracılığıyla alınan beyanı. Hâkim, delillerin bütününü çocuğun üstün yararını gözeterek değerlendirmelidir.

5-) Çocuğun Görüşü ve İfade Edilme Hakkı

5.1. Nasıl ve ne zaman alınır?
İdrak gücüne sahip çocuğun görüşü sübjektif olarak önem taşır; genelde adliye ortamı dışındaki uygun görüşme odalarında uzman eşliğinde alınması tercih edilir. Yargıtay, çocuğun görüşünün usulüne uygun ve gerekli uzmanlıkla alınmaması hâlinde kararların bozulabileceğini belirtir.

5.2. Görüşün ağırlığı ve sınırları
Çocuğun görüşü bağlayıcı değildir; hâkim nihai değerlendirmeyi yapar. Ancak çocuğun tercihleri, eğer kendi yüksek yararıyla çelişmiyorsa, kararda belirleyici ağırlık kazanır. Bazı durumlarda çocuğun tercihi üstün yararı zedeleyici ise hâkim farklı karar verebilir.

6-) Üvey Çocukların Velayetinin Özellikleri

-Eşler, ergin olmayan üvey çocuklarına da özen ve ilgi göstermekle yükümlüdürler.

-Kendi çocuğu üzerinde velayeti kullanan eşe diğer eş uygun bir şekilde yardımcı olur; durum ve koşullar zorunlu kıldığı ölçüde çocuğun ihtiyaçları için onu temsil eder.

7-) Velayetin Kapsamı Nedir?

-Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar.
-Çocuk, ana ve babasının sözünü dinlemekle yükümlüdür.
-Ana ve baba, olgunluğu ölçüsünde çocuğa hayatını düzenleme olanağı tanırlar; önemli konularda olabildiğince onun düşüncesini göz önünde tutarlar.
-Çocuk, ana ve babasının rızası dışında evi terkedemez ve yasal sebep olmaksızın onlardan alınamaz.
-Çocuğun adını ana ve babası koyar.

😎 Velayetin Değiştirilmesi Nedenleri

Velayetin değiştirilmesi davası, velayet hakkının anne veya babaya verilmesinden sonra velayet kendisine verilen tarafın durumunun değişmesi ve sonradan ortaya çıkan çeşitli nedenlerden ötürü velayeti alan anne ya da babanın velayet hakkını gereği gibi kullanamaması ile çocuğun menfaatinin gerektirdiği durumlarda açılan bir davadır.

Velayetin değiştirilmesi için bir olayın olması ve bu durumun velayet görevini aksatmış olması gerekir. Bu durum velayetin değiştirilmesini velayetin kaldırılmasından ayırır. Çünkü velayetin kaldırılmasında velayet görevinin ağır bir şekilde kötüye kullanılması veya aşırı bir şekilde ihmal edilmiş olması aranır.

Velayetin değiştirilmesine ilişkin şartlar TMK’da açıkça düzenlenmiştir. TMK’nın “Durumun Değişmesi” başlıklı 183. maddesinde; “Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, resen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.” hükmüne yer verilmiştir.

Velayetin yukarıda sayılan sebeplerin gerçekleşmesi durumunda değişmesinin birtakım sonuçları da ortaya çıkmaktadır. Velayetin değiştirilmesi ile birlikte velayeti kendisinde bulunmayan anne veya babanın çocukla kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı bulunmakta olup, mahkemece de bu ilişkinin kurulması gerekir. Yine velayeti kendisine verilmeyen tarafın çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorunda olduğu da unutulmamalıdır. Burada bahsi geçen katılma durumu iştirak nafakası olarak karşımıza çıkar. Bu nafaka velayetin değiştirilmesine yönelik yerel mahkeme kararının kesinleşme tarihinden itibaren hükmedilmesi gereken bir nafakadır.(HGK-K.2018/1148).

9-) Velayetin Kaldırılması Şartları

Çocuğun korunmasına ilişkin diğer önlemlerden sonuç alınamaz ya da bu önlemlerin yetersiz olacağı önceden anlaşılırsa, hâkim aşağıdaki hallerde velayetin kaldırılmasına karar verir:

-Ana ve babanın deneyimsizliği, hastalığı, başka bir yerde bulunması veya benzeri sebeplerden biriyle velayet görevini gereği gibi yerine getirememesi.

-Ana ve babanın çocuğa yeterli ilgiyi göstermemesi veya ona karşı yükümlülüklerini ağır biçimde savsaklaması.

-Velayet ana ve babanın her ikisinden kaldırılırsa çocuğa bir vasi atanır.

Kararda aksi belirtilmedikçe, velayetin kaldırılması mevcut ve doğacak bütün çocukları kapsar.

10-) Velayet Davasında Çocuğun Görüşünün Alınması

Velayet davası sırasında, Yargıtay birçok kararında çocuğun da görüşünün alınması gerektiğini kabul etmiştir. Hatta bir kararında 8 yaş ve üzerinde olan çocukların görüşünün alınmadan velayet davasının hükümle sonuçlandırılmasını bozma sebebi olarak kabul etmiştir. (Hukuk Genel Kurulu 2017/3117 E. , 2018/1278 K.) ;
“…Velayetinin değiştirilmesi talep edilen müşterek çocuğun idrak çağında olduğu anlaşılmaktadır. Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6., Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocukların yararıdır ve bu düzenlemede ana ve babanın yararı ile çocuğun yararı çatıştığı takdirde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gerekir. Çocuğun üstün yararı gerektirdiği takdirde, görüşlerinin aksine karar verilmesi de mümkündür. Bu nedenle, müşterek çocuğun velayeti konusunda mahkemece görüşünün alınması, bu görüşün değerlendirilmesi ve gerçekleşecek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…”

11-) Uygulamadaki Zorluklar ve Gerekli İhtiyaçlar

11.1. Delil toplamada karşılaşılan güçlükler
Aile içi şiddet, kötü muamele iddiaları, karşılıklı suçlamalar gibi durumlarda delillerin toplanması ve değerlendirilmesi zordur. Savcılık soruşturmalarıyla hâkimin karar verme takvimi çakışabilir; hâkim her iki süreçteki bulguları birlikte değerlendirir.

11.2. Uzman raporlarının niteliği ve standartlaşma ihtiyacı
Sosyal inceleme raporlarının içeriği uzmandan uzmana farklılık gösterebilmektedir; bu da uygulamada tutarsızlıklara yol açar. Literatürde ve meslek örgütleri rapor formatlarının standardize edilmesi önerilmektedir.

11.3. Kısmi çözümler: ortak bakım modelleri ve alternatif uyuşmazlık çözümü
Avrupa uygulamalarında olduğu gibi Türkiye’de de “ortak velayet/ortak bakım” modelleri, ebeveynler arasındaki işbirliğinin sürdürülebilir olduğu durumlarda çocuğun yararına uygun alternatif sunabilir. Arabuluculuk ve aile danışmanlığı uygulamaları da ihtilafların şiddetlenmesini engelleyebilir. (Uygulamada gösterilen örnekler ve tartışmalar mevcuttur.)

7-) Yargıtay Uygulamaları — Eğilim ve Öne Çıkan Noktalar
Yargıtay kararlarında öne çıkan hususlar şunlardır: (i) çocuğun üstün yararının mutlak önceliği; (ii) idrak çağındaki çocuğun görüşünün alınması gerekliliği; (iii) sosyal inceleme raporlarının ve uzman görüşlerinin somut delillerle desteklenmesi gerektiği; (iv) velâyetin değiştirilmesi/kaldırılmasında somut ve ciddi nedenlerin aranması. HGK ve Daire kararları uygulamaya yön vermektedir.

SONUÇ

Velayet davaları, bireylerin özel yaşamlarını derinden etkileyen ve kamu düzeni açısından da doğrudan sonuçlar doğuran, çok boyutlu bir yargı sürecini ifade eder. Bu davalar, yalnızca anne-baba arasındaki hukuki çekişmelerden ibaret olmayıp, esasen çocuğun fiziksel, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimini doğrudan etkileyen bir niteliğe sahiptir. Bu bağlamda, velayet kurumunun işlevi, sadece çocuğun bakım ve eğitimiyle sınırlı olmayıp, aynı zamanda onun kişiliğinin şekillenmesi, geleceğe güvenle hazırlanması ve toplumla sağlıklı bir ilişki kurabilmesi yönünden de kritik bir rol üstlenmektedir.

Türk hukukunda velayet kurumunun düzenlenişi, esas itibariyle Türk Medeni Kanunu çerçevesinde şekillenmekte olup, Anayasa’da güvence altına alınan aile yapısı ve çocuğun korunması ilkeleri ile doğrudan ilişkilidir. Buna ek olarak, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler –özellikle Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi– velayet davalarının çözümünde hak eksenli bir yaklaşımı zorunlu kılmaktadır.

Yargı kararlarının şekillenmesinde temel belirleyici olan “çocuğun üstün yararı” ilkesi, uygulamada çeşitli yorumlara açık olmakla birlikte, bu ilkenin taşıdığı normatif ağırlık her somut olaya özgü değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede, mahkemelerin çocuğun yaşı, gelişim düzeyi, ebeveynler arasındaki iletişim düzeyi, sosyo-ekonomik koşullar ve psikososyal çevre gibi çok sayıda faktörü birlikte dikkate alması zaruridir. Özellikle çocuğun görüşünün alınması ve bu görüşe yaşına ve olgunluk düzeyine uygun biçimde değer verilmesi, hem iç hukuk hem de AİHM içtihatları bakımından önemli bir kriter haline gelmiştir.

Nihayetinde, velayet davaları bireysel haklarla kamu menfaatinin kesişim noktasında bulunan, sadece hukuki değil, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik boyutlar taşıyan karmaşık süreçlerdir. Bu karmaşıklık, yargı kararlarında hem hukuk tekniğine hem de insan unsuruna duyarlı, dengeli bir yaklaşımı gerekli kılmakta; dolayısıyla velayet hükümleri yalnızca medeni hukuk bağlamında değil, geniş anlamda bir çocuk refahı politikası çerçevesinde değerlendirilmelidir.

VELAYET DAVASI HAKKINDA EN ÇOK MERAK EDİLENLER

1-) Velayet davası nedir?

Velayet davası, çocuğun bakım, eğitim, korunma ve temsil hakkının hangi ebeveynde olacağına ilişkin olarak açılan aile hukukuna dair davadır.

2-) Velayet davasına hangi mahkeme bakar?

Velayet davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi, aile mahkemesi bulunmayan yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemesi’dir.

3-) Velayet davasını kim açabilir?

Çocuğun anne veya babası açabilir. Bazı istisnai durumlarda, velâyetin kaldırılması için savcılık veya Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da dava açabilir.

4-) Velayet davası ne kadar sürer?

Somut olayın özelliklerine, delillerin toplanma süresine ve sosyal inceleme raporuna bağlıdır. Ortalama 6 ay – 1,5 yıl arası sürebilmektedir.

5-) Velayet davasında temel ölçüt nedir?

durumda çocuğun üstün yararı esas alınır. Ebeveynin maddi durumu tek başına belirleyici değildir; sevgi, bakım, güvenlik ve eğitim olanakları birlikte değerlendirilir.

6-) Velayet davasında çocuğun görüşü alınır mı?

Evet. Çocuk “idrak çağı”na ulaşmışsa (genellikle, yaklaşık 8 yaş ve üzeri), uzman eşliğinde görüşü alınır ve mahkeme kararı verirken dikkate alır.

7-) Anne çalışıyorsa velayet babaya verilir mi?

Hayır. Annenin çalışıyor olması tek başına velâyetin babaya verilmesine sebep değildir. Çalışma, bakımı aksatmıyorsa anneye velayet verilebilir.

😎 Baba çocuğa daha iyi maddi imkân sağlayabiliyorsa velayet ona mı verilir?

Hayır. Maddi imkân tek başına yeterli değildir. Çocuğun duygusal ihtiyaçları, bakım sevgisi ve güvenliği ön planda değerlendirilir.

9-) Velayet davasında deliller nelerdir?

Tanık beyanları, okul kayıtları, sağlık raporları, sosyal inceleme raporu, psikolog/pedagog değerlendirmeleri, ceza soruşturmaları ve çocuğun beyanı delil sayılır.

10-) Boşanma davasıyla velayet davası birlikte görülebilir mi?

Evet. Boşanma davası sırasında hâkim re’sen (kendiliğinden) çocuğun velayeti hakkında karar verir. Ayrı dava açılmasına gerek yoktur.

11-) Velayet kararı kesin midir, değiştirilebilir mi?

Kesin değildir. Çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde velayet her zaman yeniden dava açılarak değiştirilebilir.

12-) Çocuğun velayetinin anneye verilmesi genel kural mıdır?

Kanunda böyle bir açık hüküm yoktur. Ancak özellikle küçük yaşta (özellikle 0–6 yaş) çocukların bakım ve şefkat ihtiyaçları göz önünde bulundurulduğundan uygulamada genellikle anne lehine karar verilmektedir.

13-) Velayet davasında sosyal inceleme raporunun önemi nedir?

Çok büyüktür. Uzmanlar (psikolog, pedagog, sosyal hizmet uzmanı) ebeveynlerin koşullarını, çocuğun durumunu değerlendirir. Hâkim kararında bu rapora sıkça dayanır.

14-) Velayet hakkı olmayan ebeveyn çocukla görüşebilir mi?

Evet. Mahkeme, velayet hakkı verilmeyen ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki (görüş hakkı) düzenler. Bu, çocuğun ebeveyn sevgisinden mahrum kalmaması için zorunludur.

15-) Velayet davası açmak için avukat tutmak zorunlu mudur?

Hayır. Zorunlu değildir. Ancak dava teknik ve çocuğun yararını ilgilendiren hassas konular içerdiği için avukatla takip edilmesi yararlı olur.

VELAYET DAVALARI İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

1-) Hukuk Genel Kurulu 2017/3117 E. , 2018/1278 K. ( 8 yaş ve bu yaşın üzerinde olan bir çocuğun görüşü alınmadan velayete ilişkin bir düzenleme yapılması, değiştirilmesi veya kaldırılması hukuka uygun görülmemiş ve bozma nedeni sayılmıştır.) ;
“…Velayetinin değiştirilmesi talep edilen müşterek çocuğun idrak çağında olduğu anlaşılmaktadır. Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6., Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinin 12. maddesi idrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesini öngörmektedir. Velayet düzenlemesinde asıl olan çocukların yararıdır ve bu düzenlemede ana ve babanın yararı ile çocuğun yararı çatıştığı takdirde, çocuğun yararına üstünlük tanınması gerekir. Çocuğun üstün yararı gerektirdiği takdirde, görüşlerinin aksine karar verilmesi de mümkündür. Bu nedenle, müşterek çocuğun velayeti konusunda mahkemece görüşünün alınması, bu görüşün değerlendirilmesi ve gerçekleşecek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu konuda eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…”

2-) YARGITAY HUKUK GENEL KURULU ESAS NO:2013/1926 KARAR NO:2015/1139 KARAR TARİHİ. 01.04.2015 ( velayet hakkına sahip annenin, babaya çocuğu göstermemesine dair karar);
“…Velayetin belirlenmesi ve düzenlenmesinde ana babadan kaynaklanan özelliklerin de dikkate alınması kaçınılmazdır. Bu nedenle, mahkemece çocuğu başkasına bırakma, ihmal etme, kaçırma, iradi olarak terk etme, yönlendirme hususları ile tarafın velayet talebinin olup olmaması, şiddet uygulaması, sadakatsizliği, ekonomik durumu, mesleği, yaşadığı ortam, kötü davranışı, alkol bağımlılığı, sağlığı, dengesiz davranışları dikkate alınmalıdır. Yukarıda değinilen yasa hükmü ile dosya arasındaki icra dosyaları ve davalı hakkında çocuk teslimine muhalefet etmekten dolayı uygulanan yaptırım bir arada düşünüldüğünde, davalı annenin çocuğun babayla kişisel ilişki hakkını sürekli olarak engellediği, bundan dolayı hakkında çocuk teslimine muhalefet etmekten yaptırım uygulandığı, bu suretle Türk Medeni Kanunu’nun 324. maddesinde yer alan yükümlülüğüne aykırı davrandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı annenin sekiz yaşındaki müşterek çocuğun gelişimi için önemli olmasına rağmen babası ile görüşmesini engelleyerek, velayet hakkını kötüye kullandığı hususunun kanıtlandığı ve müşterek çocuğun velayetinin davalı anneden alınarak davacı babaya verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır…”

3-) Hukuk Genel Kurulu ESAS NO : 2017/2-2069 KARAR NO : 2018/1179 (velayetin değiştirilmesi davası, annenin eve erkek arkadaşını alması, müşterek çocuk ile davalı anne arasında yatılı şekilde kişisel ilişki kurulmasının doğru olmadığı) ;
“…Bu açıklamalar ışığında; mahkemece, velayet hakkına sahip annenin eve erkek arkadaşlarını davet ederek birlikte kaldıkları, çocuğun anne ve erkek arkadaşı ile birlikte aynı yatakta uyutulduğu, bu sırada annenin erkek arkadaşının çocuğa cinsel istismarda bulunduğu, çocuğun beyanına göre babasında kalmak istediği gerekçeleriyle velayetin değiştirilmesine karar verildiği hâlde, kişisel ilişki düzenlemesinde çocuğun beyanına itibar edilmeyerek çocuk ile anne arasında yatılı şekilde kişisel ilişki tesis edilmiştir. Müşterek çocuk Tuana’nın dava tarihi itibariyle idrak çağında olduğu, uzmanlarla yapılan görüşmelerde “annemde kalmak istemiyorum, ben babamı istiyorum” dediği anlaşılmıştır. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında kişisel ilişki noktasında da idrak çağında olan çocuğun beyanına üstünlük tanınarak, davalı anne ile çocuk arasında yatılı olmayacak şekilde uygun süreli bir kişisel ilişki düzenlemesi gerekmektedir…”

4-) Hukuk Genel Kurulu ESAS: 2013/2085 KARAR: 2014/30 (uyuşmazlık, velayet kendisinde olan annenin velayet hakkını, velayetin kaldırılması veya değiştirilmesini gerektirecek derecede kötüye kullandığının kanıtlanıp kanıtlanmadığı, noktasında toplanmaktadır.) ;
“…Somut olayda, velayeti anneye verilen erkek çocuk, 2003 doğumludur. Davacı tanıkları davalı annenin kusurlu davranışı konusunda somut bir beyanda bulunmadıkları gibi, davacı baba tarafından davalı annenin müşterek çocuğu gece geç saatlerde tek başına bıraktığı iddia edilmiş ise de, annenin yetişkin yaştaki erkek kardeşinin gözetimine güvenerek, çocuğunu dayısına emanet ettiği anlaşıldığından, bu konuda davalı anneye izafe edilebilecek bir kusur bulunmamaktadır. Öte yandan, davalı annenin çocuğu zeytin toplamaya götürdüğüne ilişkin iddia konusunda hiçbir tanığın görgüye dayalı bilgisi bulunmadığından, bu iddianın da yöntemince kanıtlandığından bahsetmek mümkün değildir. Kaldı ki, anneye izafe edilen her iki olay da münferit olup, süreklilik arzetmemesi nedeniyle velayetin değiştirilmesini gerektirecek ağırlıkta olduğu kabul edilemez.

Belirtilmelidir ki, davalı annenin daha genç yaşta ve lise mezunu olması nedeniyle, yaşı ve eğitim durumu dikkate alındığında çocuk ile daha rahat ilgilenebileceği açıktır…”

5-) Hukuk Genel Kurulu ESAS NO : 2017/2-3117 KARAR NO : 2018/1278 (velayetin değiştirilmesi davası idrak gücüne sahip (8 yaşında) çocuğun görüşünün alınması gerektiği) ;
“…Somut olayda da, velayetinin değiştirilmesi talep edilen müşterek çocuk E…, dava tarihinde 8, karar tarihinde 10, bozma kararının verildiği tarihte ise 12 yaşında olup, müşterek çocuk davanın tüm aşamalarında idrak çağındadır. İdrak çağında olan müşterek çocuğun uzmanlar tarafından alınan beyanında hem annesi hem de babası ile olmak istediğini ifade ettiği, herhangi bir tercihte bulunmadığı belirtilmiştir. 17.06.2015 tarihli raporun sonuç kısmında da küçüğün kendi arzu ve isteklerini belirleyebilecek, bunları ifade edebilecek olgunlukta olduğu, bu nedenle çocuğun beyanlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Ayrıca dosya içerisinde bulunan ve çocuğun devam ettiği okulda görevli olan rehber öğretmen tarafından tutulan 01.06.2015 tarihli raporda da, küçüğün içe dönük ve dalgın olduğu, konuşurken bacaklarını salladığı, sorulan sorulara “hı hı” gibi net olmayan, kolayca değiştirilebilen çelişkili cevaplar verdiği hususları dile getirilmiştir. Kaldı ki, dava tarihinden itibaren küçüğün yaşadığı veya yaşamak istediği ortamı değerlendirmesine imkân verecek, dolayısıyla velayeti konusunda görüşünün alınmasını gerektirecek ölçüde uzun süre geçtiği de görülmektedir.

Açıklanan nedenlerle mahkemece yapılacak iş; yeterli idrak gücüne sahip olduğu kabul edilen çocuğa, kendisini doğrudan ilgilendiren velayet konusunda danışılarak, görüşünü gerekçeleriyle birlikte ifade etme olanağınınx sağlanması; ifade edeceği bu görüşün, çocuğun kendi çıkarına ters düşmediği takdirde, buna önem verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır…”

Avukat Desteğinin Önemi

Velayet Davası; teknik bilgi, mevzuat hâkimiyeti ve yargı uygulamaları hakkında derin bir uzmanlık gerektiren konulardır. Her ne kadar kanun hükümleri açık olsa da, her olayın kendine özgü koşulları vardır ve küçük bir hata, hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle sürecin başından itibaren alanında deneyimli bir avukat ile çalışmak; doğru stratejiyi belirlemek, haklarınızı korumak ve en hızlı şekilde sonuca ulaşmak açısından büyük önem taşır.

Unutulmamalıdır ki, dava sürecinde atılacak her adımın hukuki ve maddi sonuçları vardır. Profesyonel bir avukat, yalnızca dava dilekçesinin hazırlanmasında değil, aynı zamanda delil toplama, mahkemede temsil, müzakere ve olası alternatif çözüm yollarında da rehberiniz olacaktır.

Haklarınızı riske atmamak ve süreci güvenle yönetmek için, mutlaka uzman bir avukata başvurmanız tavsiye edilir.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *