GİRİŞ
Çocuğun anne ve babasıyla ilişkisinin düzenlenmesi, özellikle boşanma veya evliliğin sona ermesi halinde aile hukuku bakımından merkezi bir konudur. Bu bağlamda, çocuğun velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin ya da diğer üçüncü kişilerin çocuğa yönelik kişisel ilişki kurma hakkı yakın zamanlara kadar daha çok ilişki kurulması yönünde bir talep olarak görülmüşken; günümüzde, çocuğun üstün yararının zarara uğraması hâlinde, bu hakkın sınırlandırılması, hatta tamamen kaldırılması söz konusu olabilmektedir.
1-) Hukuki Düzenleme
1.1 Yasal düzenlemeler
-Türk hukukunda çocuğun kişisel ilişki kurma hakkı başta olmak üzere bunun kaldırılmasına ilişkin düzenlemeler, özellikle Türk Medeni Kanunu (TMK) içerisinde yer almaktadır. Özetle:
-TMK m. 323 düzenlemesi, velâyeti altında bulunmayan ya da kendisine bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını her bir ebeveyne tanımaktadır.
-TMK m. 324 hükmü, kişisel ilişki kurma hakkının sınırlarına ve kaldırılmasına ilişkin durumu ele alır: “kendi hakkını birinci fıkra yükümlülüklerine aykırı kullanma”, “çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi”, “çocuk ile ciddi olarak ilgilenmeme” gibi hâller sayılmıştır.
-TMK m. 325 hükmü, üçüncü kişilerin (örneğin hısımlar) de çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde kişisel ilişki kurma talebinde bulunabileceğini düzenlemektedir.
-TMK m. 326 hükmü ise yetki ve görevli mahkeme ile ilgili düzenlemelere işaret etmektedir.
Ayrıca, çocuğun üstün yararı ve uluslararası hukuka atıf yapan doktrin ve yargı içtihatları da bu alanda normatif çerçeve oluşturmaktadır.
1.2 Kavramlar ve anlamları
-Kişisel ilişki hakkı, velayet hakkına sahip olmayan ebeveynin ya da çocuğun yanında olmayan diğer ilgili kişinin, çocukla görüşme, iletişim kurma, belirli gün ve saatlerde birlikte vakit geçirme gibi biçimlerde ilişki kurabilmesini ifade eder.
-Bu hak şahsa bağlıdır, devredilemez; feragat edilmesi genel olarak mümkün görülmemektedir.
-Kaldırılması davası, bu hakkın tamamen ortadan kaldırılması için açılan özel bir hukuk davasıdır; yani, mahkeme kararıyla kişisel ilişki hakkının sona erdirilmesi söz konusudur.
-Bu davayı diğer bir deyişle “kişisel ilişki hakkının reddi veya alınması” kapsamında değerlendirmek mümkündür.
1.3 Çocuğun üstün yararı ilkesi
-Her bir düzenlemede öncelikle ele alınması gereken şiardır: çocuğun bedensel, ruhsal, zihinsel, ahlâkî ve toplumsal gelişimini gözetmek, çocuğun huzur ve güvenliğini sağlamak. Kişisel ilişkinin kaldırılması yalnızca bu üstün yarar ilkesinin somut hâlde tehlikeye girmesi hâlinde mümkündür. Doktrin bunu, “istisnai tedbir” kategorisine sokmaktadır.
2-) Kişisel İlişkinin Kaldırılması Davasının Şartları
2.1 Genel şartlar
Kaldırma kararı, kapsamlı bir şartlar takımı altında mümkündür. Bu şartlar şunlardır:
-Çocuğun üstün yararının zarara uğradığına dair somut olgu vardır.
-Kişisel ilişki hakkının kullanılması çocuğun huzurunu tehlikeye sokuyordur.
-Ana/baba veya söz konusu kişinin, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmediği, çocukla ciddi biçimde ilgilenmediği tespit edilmiştir.
-“Diğer önemli sebepler” gibi düzenlenmiş ancak kanunda açıkça sayılmamış hâller: örneğin şiddet kullanımı, istismar, bağımlılık, suç faaliyeti vb.
-Karar verilmeden önce çocuğun görüşünün alınması (ayırt etme gücüne sahipse), sosyal inceleme ya da uzman raporu gibi delillerin dosyaya sunulması gerekir.
2.2 Usul yönünden dikkat edilmesi gerekenler
-Kaldırma davası için özel bir zamanaşımı ya hak düşürücü süre öngörülmemiştir; yani hak sona ermez.
-Dava açılmadan önce ya da dava sırasında mahkemece sosyal inceleme, gerekli hâllerde uzman görüşü alınması yerindedir.
-Verilecek karar kesinleşmeden infaz edilemez; kesin hüküm olmadan kişisel ilişki tamamen sonlandırılamaz.
-Karar, gerekçeli olmalıdır; sadece “ilişki kurması çocuğun huzurunu bozuyor” şeklinde soyut ifadeler yeterli görülmemektedir.
2.3 Ebeveyn-üçüncü kişi ayrımı
-Ebeveyn için hâller daha spesifiktir: velayet hakkına sahip olmayan ebeveynle çocuk arasında kişisel ilişki kurma hakkı vardır; kaldırılması için ana/babanın sorumluluklarını yerine getirmemesi gibi etkenler rol oynar.
-Üçüncü kişiler açısından ise (TMK m. 325) “olağanüstü hâller” aranmaktadır; dolayısıyla kaldırma davası için üçüncü kişiyle ilişki kurma hakkının varlığı ve ardından ilişki hakkının kaldırılması söz konusu olabilir ancak bu daha az rastlanan bir durumdur.
3-) Yetki, Görevli Mahkeme ve Usul
3.1 Görevli mahkeme
Kişisel ilişkinin kaldırılması davasında görevli mahkeme genel olarak Aile Mahkemeleridir. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, Aile Mahkemesi sıfatıyla bu davaları görür.
3.2 Yetkili mahkeme
TMK m. 326 uyarınca, çocuğun yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir. Yerleşim yerinin tespiti – çocuk velayet altında ise velayeti kullananın yerleşim yeri; değilse çocuğun yerleşim yeri bakımından hukukî düzenlemelere göre belirlenir.
3.3 Usul aşamaları
Dava dilekçesi: Kaldırma talebinin dayanağı olan olgular net şekilde açıklanmalı, ilgili belgeler ve deliller eklenmelidir.
Çocuğun görüşünün alınması: Ayırt etme gücüne sahip çocukların görüşünü alınmalı ve düşünceleri dinlenmelidir.
Uzman/kurum raporları: Çocuğun ruhsal durumu, gelişimi, ilişkilerin niteliği gibi hususlar açısından sosyal inceleme veya psikolog/psikiyatrist raporu gereklidir.
Karar: Mahkeme olgulara göre kaldırma kararı verebilir, sınırlama yapabilir ya da tamamen sona erdirebilir. Karar gerekçeli olmalıdır.
İnfaz: Karar kesinleşmeden ilişkide sona erdirme yönünde icra işlemleri yapılamaz.
4-) Delil Yükü Ve Mahkemece Aranacak Kanıtlar
4.1. Mahkemede ileri sürülebilecek deliller
Kişisel ilişkinin kaldırılmasını isteyen taraf, ileri sürdüğü tehlikeyi ve zararı somut, objektif ve güvenilir delillerle desteklemek zorundadır. Sadece taraf beyanları genellikle yeterli görülmez; özellikle ağır iddialarda (şiddet, istismar) adli ve tıbbi kayıtlar, polis/savcılık kayıtları, tanık beyanları ve uzman raporları beklenir. Yargıtay, müphem veya çelişkili delillerle kaldırma kararı verilemeyeceğini vurgular.
4.2 Mahkemece dikkate alınacak önemli deliller
-Polis tutanağı, adli rapor, sağlık raporları (yaralanma, cinsel sağlık değerlendirmeleri).
-Savcılık soruşturma/kovuşturma evrakı.
-Okul/psikolog/rehberlik raporları ve çocuğun davranış değişikliklerini gösteren belgeler.
-Tanık beyanları (aile bireyleri, komşular, öğretmenler).
-Yazılı/elektronik iletişim kayıtları (mesajlar, e-postalar, görüntü/ses kayıtları).
-Sosyal inceleme raporu (SİR) ve psikolojik bilirkişi raporları.
5-) Sosyal inceleme raporu (SİR) ve uzman değerlendirmesinin merkezi rolü
-Mahkeme çoğunlukla sosyal inceleme raporu ister; SİR, ailenin yaşam koşullarını, bakım kapasitesini, çocuğun davranış ve gelişimini, ebeveyn-çocuk ilişkinin niteliğini nesnel biçimde ortaya koyar. Yargıtay kararları SİR’i kaldırma talepleri açısından belirgin şekilde yol gösterici ve çoğu zaman belirleyici delil olarak değerlendirir. Ayrıca psikolojik/bilirkişi raporlarının metodolojisi ve raporun içeriğinin eksiksiz olması yargı takdirini etkiler.
6-) Uygulamadaki Önemli İçtihatlar ve Örnekleri
-Yargıtay bir kararında, çocuğun beyanına göre babasıyla görüşmek istemediği, sosyal inceleme raporlarında babanın çocuğa yönelik ilgisizliği tespit edildiği için mahkeme, çocuğun babasıyla kişisel ilişkisinin tamamen kaldırılmasına karar vermiştir.
-Uygulamada, kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerini yerine getirmeyen ebeveynin ya da diğer kişinin ilişki hakkının sınırlandırılması ya da kaldırılması yönünde kararlar artmıştır.
-Ayrıca, boşanma protokolünde yer alan “kişisel ilişki hakkından feragat” ya da “ilişki kurma hakkı açılıp açılmayacağına dair taahhüt” gibi düzenlemelere mahkemeler şüpheyle yaklaşmakta; çünkü hak çocuğun üstün yararı gözetilerek değerlendirilmesi gereken bir haktır ve feragat genel olarak geçerli görülmemektedir.
-Çocuğun görüşünün alınmaması ya da alınsa bile karar gerekçesinde bu görüşe yer verilmemesi, mahkemelerce eksik değerlendirme olarak kabul edilmektedir.
-“Çocuğun huzurunun tehlikeye girmesi” veya “ciddi ilgisizlik” gibi kavramların somut hâllere yansıtılması gerekmektedir. Soyut iddialar tek başına karar için yeterli değildir.
-Kaldırma kararı verildiği hâlde sonrasında koşulların değişmesi mümkündür; bu durumda yeniden düzenleme davası gündeme gelebilir.
-Kararın infaz edilebilirliği açısından kesinleşme şartı önemlidir; mahkeme kararını verir ancak kesinlik kazanana kadar eski düzen devam eder.
7-) Dava Yolu, Yetki, İhtiyati Tedbirler
7.1. Dava yolu ve yetki
-Kişisel ilişkinin kaldırılması davası; çocuğun yerleşim yeri mahkemesinde Aile Mahkemesi ya da Aile Mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi önünde açılır. Mahkeme, çocuğun üstün yararı gerektirdiğinde re’sen inceleme yapma yetkisine sahiptir.
7.2 Süre ve zamanaşımı
-Kişisel ilişkinin kaldırılması için özel bir hak düşürücü süre (zamanaşımı) yoktur; tehlikenin ortaya çıktığı veya bilindiği anda dava açılabilir. Pratikte aciliyet söz konusuysa ihtiyati tedbir yoluyla geçici düzenlemeler talep edilebilir.
7.3 İhtiyati tedbirler
-Eğer somut ve acil tehlike varsa hâkim ihtiyati tedbir (ör. görüşmenin geçici olarak kaldırılması, gözetimli görüşme, uzaklaştırma, koruyucu tedbirler) verebilir. Bu tedbirler, esas dava sonuçlanıncaya kadar uygulanır ve sıkı delil gerektirir.
😎 Yargıtay ve HGK eğilimleri
Ağır delil şartı: Yargıtay, kişisel ilişkinin tamamen kaldırılmasına yönelik kararlar için ağır, açık ve tekrarlayan tehlikelerin varlığını şart koşar; aksi halde sınırlandırma ya da gözetimli ziyaret gibi çözümler önerir.
Sosyal inceleme raporunun önemi: Kararların büyük çoğunluğunda SİR’in varlığı ve niteliği belirleyicidir; SİR eksikse kararlar bozulabilmektedir.
Protokol ve feragat hükümsüzlüğü: Ebeveynlerin aralarındaki anlaşmalarla kişisel ilişki haklarından feragat edemeyecekleri, mahkemenin kamu düzeni gözeterek bağımsız karar verdiği kabul edilmektedir.
9-) Elektronik İletişim Yoluyla Kişisel İlişki Kurulması
COVID-19 dönemiyle beraber mahkemeler, coğrafi uzaklık veya sağlık vb. nedenlerle görüntülü görüşme/telefon gibi elektronik yollarla kişisel ilişkinin sağlanmasını karar metnine koymaya başlamıştır. Elektronik iletişim, çocuğun güvenliğini tehlikeye atmamak koşuluyla geçici veya kalıcı düzenleme olarak kullanılabilir; mahkeme hem erişim hem de güvenlik tedbirleri belirleyebilir.
😎 Uygulamadaki başlıca sorunlar ve eleştiriler
-Sosyal inceleme raporlarında standartlaşma eksikliği: Rapor formatları ve uzman değerlendirmeleri arasında tutarsızlıklar ortaya çıkabilmektedir; bu da uygulamada keyfiyete yol açabilir.
-Delil toplama güçlükleri: Aile içi olaylarda delillerin toplanması (gizlilik, utanma, delil yokluğu) zor olabilir; bu durum gerçek zararın tespiti önünde engel oluşturur.
-Tedbir tercihlerinde dengesizlik: Mahkemeler bazen ya çok kolay kaldırma ya da aksine aşırı korumacı yaklaşım gösterebilmektedir; ideal olan, çocuğa en az zarar veren orta yolun bulunmasıdır.
SONUÇ
Çocukla kişisel ilişkinin kaldırılması davası, aile hukukunun en hassas, en incelikli ve en ağır sonuç doğuran konularından biridir. Bu dava yalnızca ebeveynlerin veya üçüncü kişilerin haklarının sınırlandırılması meselesi değildir; esasen, çocuğun üstün yararının korunması yönünde hukukun en temel etik yükümlülüğünün ifadesidir. Çünkü kişisel ilişki, çocuğun duygusal dünyasında aidiyet hissini, sevgi bağlarını ve kimlik gelişimini doğrudan etkileyen bir olgudur. Bu nedenle, bu ilişkinin ortadan kaldırılması yalnızca olağanüstü durumlarda, zorunluluk hâllerinde ve kapsamlı bir değerlendirme sonucunda başvurulabilecek bir tedbirdir.
Türk Medeni Kanunu’nun 324. maddesi, kişisel ilişkinin kaldırılmasını açık biçimde “istisnai” bir yol olarak düzenlemiştir. Ancak uygulamada bu istisnanın çerçevesi her zaman titizlikle korunamamaktadır. Kimi davalarda ebeveynler arasındaki çatışmanın çocuğa yansıtılması, kimi zaman ise çocuğun geçici duygusal tepkilerinin yanlış yorumlanması, kişisel ilişki hakkının gereğinden fazla kısıtlanmasına yol açabilmektedir. Bu noktada mahkemelere düşen görev, duygusal çatışmaların ötesinde, çocuğun fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü nesnel ölçütlerle değerlendirebilmek ve kararlarını somut verilerle desteklemektir.
Kaldırma kararının verilmesi sürecinde, çocuğun dinlenilmesi, uzman raporlarının dikkate alınması, çocuğun yaşam koşullarının incelenmesi ve karar gerekçesinin ayrıntılı biçimde açıklanması temel güvencelerdir. Bu güvenceler yalnızca adil bir yargılama için değil, aynı zamanda çocuğun gelecekteki gelişimi açısından da hayati öneme sahiptir. Çünkü kaldırma kararı, bir ebeveynin veya akrabanın çocukla bağını tümüyle kesmekte; çocuğun sosyal çevresi, güven duygusu ve kimlik inşası üzerinde kalıcı etkiler bırakabilmektedir.
Bu nedenle, çocukla kişisel ilişkinin kaldırılması kararı verilirken hâkim, yalnızca mevcut duruma değil, aynı zamanda bu kararın çocuğun gelecekteki gelişim sürecine nasıl etki edeceğine de bakmalıdır. Hukukun koruyucu işlevi, çocuğun bugünkü huzurunu güvence altına almakla birlikte, onun uzun vadeli refahını da gözetmekle tamamlanır.
Sonuç olarak; çocukla kişisel ilişkinin kaldırılması davası, yalnızca bir hukuk işleminden ibaret değildir. Aile düzeni, çocuk-anne-baba ilişkisi için oldukça önemli bir davadır. Burada ölçü, anne veya babanın arzusu değil; çocuğun yaşam kalitesidir. Her karar, çocuğun geleceğini şekillendiren bir müdahaledir. Bu nedenle mahkemelerin, psikoloji, sosyoloji, pedagojik bilimler ve hukuk disiplinlerini birlikte gözeten, bütüncül bir yaklaşımla karar vermesi gerekir. Ancak bu şekilde, hem adaletin hem de merhametin dengelendiği bir hukuk düzeninden söz edilebilir.
KİŞİSEL İLİŞKİNİN KALDIRILMASI DAVASI İLE İLGİLİ EN ÇOK MERAK EDİLENLER
1-) Kişisel ilişkinin kaldırılması davası nedir?
Velayeti taşımayan ebeveynin çocukla kurduğu kişisel ilişkinin (görüşme/ziyaret) mahkeme kararıyla sınırlandırılması veya tamamen kaldırılması talebine ilişkin davadır. Hâkim kararında çocuğun üstün yararı ölçüt olarak esas alınır.
2-) Bu davayı kim açabilir?
Genelde çocuğun bakımını üstlenen (velayet sahibi) ebeveyn açar; ayrıca çocuğun korunması gerekçesiyle Cumhuriyet savcılığı veya Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da dava açabilir. Davacı olabilecek üçüncü kişiler belirli hallerde (ör. hısımlar) mümkündür ancak kaldırma talepleri genelde ebeveynler/koruyucu makamlarca ileri sürülür.
3-) Hangi mahkeme görevlidir / yetkili mahkeme hangisidir?
Kişisel ilişkinin kaldırılması davalarında görevli mahkeme Aile Mahkemesi; aile mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi sıfatıyla)dir. Yetkili mahkeme çoğunlukla çocuğun yerleşim yeri mahkemesidir.
4-) Kaldırma için hangi hukuki koşullar/şartlar aranır?
Kaldırma olağanüstü tedbirdir. Genellikle; çocuğun fiziksel/psikolojik bütünlüğünü ciddi biçimde tehdit eden somut, tekrarlayan ve ağır hâller (fiziksel/ cinsel istismar, kaçırma riski, sürekli travma vb.) varlığı aranır. Hâkim daha az müdahaleci tedbirleri (gözetimli görüşme, sınırlandırma) öncelikle düşünür.
5-) Bu davada delil yükü nasıldır — hangi deliller kabul edilir?
Kaldırmayı talep eden taraf, iddiasını somut ve güvenilir delillerle desteklemelidir. Etkili deliller: adli tıp/sağlık raporları, polis/savcılık kayıtları, okul/psikolog raporları, tanık ifadeleri, mesaj/görüntü kayıtları, sosyal inceleme (SİR) ve bilirkişi raporlarıdır. Salt iddia çoğu zaman yeterli olmaz.
6-) Mahkeme acil durumda ihtiyati tedbir verebilir mi?
Evet. Somut ve acil tehlike varsa hâkim, esas karar beklenene kadar ihtiyati tedbir (ör. ilişkinin geçici olarak kaldırılması, gözetimli görüşme, uzaklaştırma tedbiri) koyabilir. Bu geçici tedbirlerin dayanağı yine somut tehlike ve delillerdir.
7-) Çocuğun görüşü (ifadesi) nasıl etkiler?
İdrak gücüne sahip çocukların görüşü alınır; görüşme genellikle uzman (psikolog/pedagog) aracılığıyla yapılır. Çocuğun beyanı bağlayıcı değildir ama kararın değerlendirilmesinde önemli ağırlık taşır.
😎 Kişisel ilişki tamamen kaldırılırsa bu kalıcı mıdır — sonradan yeniden dava açılabilir mi?
Kaldırma kararları yeniden denetlenebilir; çocuğun/şartların değişmesi hâlinde taraflar yeniden dava açarak düzenlemeyi değiştirebilirler. Mahkeme her somut durumda çocuğun üstün yararını yeniden değerlendirecektir.
9-) Sosyal inceleme raporunun (SİR) rolü nedir?
SİR mahkeme için merkezi bir değerlendirme aracıdır: ailenin koşulları, ebeveyn-çocuk ilişkisinin niteliği, çocuğun ihtiyaçları ve risk faktörleri hakkında nesnel tespitler sunar. Yargıtay uygulamasında SİR’in varlığı ve niteliği kaldırma kararlarında belirleyici olabilmektedir.
10-) Elektronik/görüntülü görüşmelerin kaldırılma kararında yeri nedir?
Mahkemeler özellikle coğrafi uzaklık veya sağlık/erişim sorunlarında elektronik görüşmeyi düzenleyebilir; ancak elektronik iletişim, çocuğun güvenliğini tehdit ediyorsa sınırlanır ya da güvenlik gereklilikleri getirilir. COVID sonrası uygulamalarda bu yöntem daha sık kullanılmıştır.
11-) Velayet sahibi ebeveyn kişisel ilişkiyi keyfi olarak engellerse ne yapılır?
Engelleme hâlinde diğer taraf icra yoluna başvurabilir; mahkemece verilen kişisel ilişki kararı icra edilerek yaptırımlar uygulanabilir. Sürekli engelleme hâlinde velayetin değiştirilmesi gibi hukuki yollar gündeme gelebilir.
12-) Üçüncü kişiler (dede, büyükanne vb.) kişisel ilişkinin kaldırılmasını isteyebilir mi?
TMK bazı olağanüstü hallerde üçüncü kişilere (hısımlar gibi) çocukla kişisel ilişki talep hakkı tanır; ancak kaldırma talepleri çoğunlukla ebeveyn veya koruyucu makamlarca gündeme getirilir. Üçüncü kişilerin kaldırma talebi somut menfaat ve çocuğun yararıyla ilişkilendirilmelidir.
13-) Yargıtay uygulaması hangi yöndedir — hangi ilkelere vurgu yapılır?
Yargıtay genel olarak: (i) kişisel ilişkinin kaldırılmasının istisnai olduğu, (ii) ağır ve somut delil gerektiği, (iii) SİR ve uzman raporlarının önem taşıdığı, (iv) mahkemenin kamu düzeni gözeterek bağımsız değerlendirme yapacağı ilkelerini vurgular. Tam kaldırma yerine çoğu zaman sınırlama veya gözetimli görüşme tercih edilir.
14-) Dava ne kadar sürer / süreçte hangi aşamalar olur?
Süre somut dosyaya göre değişir; acil ihtiyati tedbir talepleri kısa sürede sonuçlanabilir, esas inceleme SİR ve bilirkişi talepleriyle 6 ay–1 yıl veya daha uzun sürebilir. Aşamalar: dilekçe, usul incelemesi, ihtiyati tedbir (varsa), SİR/bilirkişi incelemesi, duruşma ve karar.
15-) Pratik tavsiyeler — iddia eden ve savunan taraf için ne yapılmalı?
İddia eden taraf (kaldırma isteyen): iddiaları somut delillerle destekleyin (sağlık raporları, polise başvurular, okul raporları, tanıklar), SİR talep edin; acil durum varsa ihtiyati tedbir isteyin.
Savunan taraf (kişisel ilişkinin kaldırılmasına karşı): iddiaları çürütücü belgeler, düzenli bakım gösteren deliller, çocuğun menfaatine yönelik alternatif düzenleme önerileri ve uzman raporları sunun. Her iki taraf için de avukat ve uzman desteği (psikolog/psikiyatrist, sosyal hizmet uzmanı) önemlidir.
KİŞİSEL İLİŞKİNİN KALDIRILMASI DAVASI İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI
1-) Yargıtay 2.Hukuk Dairesi 2013-11644 Esas 2014-1866 Karar (Anlaşmalı Boşanma Protokolü Medeni Hakları Kullanmaya Engel Maddeler İçeremez) ;
“…Protokolde yer alan velayetin kaldırılması ve kişisel ilişkinin genişletilmesi davası açılamayacağına ilişkin medeni hakları kullanmaktan feragate ilişkin taahhütler, medeni hakları kullanma ehliyetinden önceden vazgeçme niteliğinde olup, Medeni Kanununun 23. maddesine ve çocukların yüksek yararlarına açıkça aykırıdır. Bu hükümler olmaksızın ortak irade ile boşanmanın gerçekleşmeyeceği açıkça belli olduğuna göre, içerdiği şartlardaki kısmi hükümsüzlük boşanma protokolünün tamamını hükümsüz kılar…”
2-) Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2011/2727 Esas 2012/204 Karar ( Velayet Hakkının Kaldırılmasının Ana Ve Babanın Çocukları İle Kişisel İlişki Kurma Hakkını Ortadan Kaldırmayacağına Dair Karar) ;
“…Velayet hakkının kaldırılması, ana ve babanın çocukları ile kişisel ilişki kurma hakkını da ortadan kaldırmaz. Ana-babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilen çocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça ana-babanın ikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve sürdürme hakkı, çocuğun temel haklarındandır (Çocuk Hakları Sözleşmesi md. 93). Bu tür kişisel ilişki çocuğun sadece yüksek yararları gerektirdiği takdirde veya ana ve babanın bu haklarını amacına aykırı kullanmaları halinde kısıtlanabilir veya engellenebilir (Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi md. 42). Dosyada annenin çocuklarıyla kişisel ilişki kurma hakkını amacına aykırı kullanacağına veya kişisel ilişkinin çocuğun yüksek yararlarına aykırı düşe-ceğine ilişkin bir delil bulunmadığına göre, velayet hakkı kendisinden alınan davacı ile çocukları arasında uygun sürelerle kişisel ilişki tesisi gerekirken, bu hususun gözetilmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…”
3-) Yargıtay Kararı – 2. HD., E. 2012/2698 K. 2012/22458 T. 25.9.2012 (evlatlık olan küçüğün öz annesini bildiği ve ilişkilerinin koparılmasının küçük üzerinde olumsuz etki doğuracağı, kişisel ilişki kurulmasının küçüğün gelişimine katkı sağlayacağının bildirildiğini, bu sebeple küçük ile öz anne arasında uygun sürelerle kişisel ilişki tesisine dair karar) ;
“…Küçüğün bir başka aile tarafından evlat edinilmiş olması, gerçek ana ve babanın ço-cuklarıyla kişisel ilişkisini keser ise de, gerçek ailesi ile aralarındaki soybağının bir gereği olarak bu hakkı ilanihaye ortadan kaldırmaz. Koşullarının varlığı halinde ve küçüğün menfaatine uygun düştüğü ölçüde hakim kararıyla bu ilişki yeniden tesis edilebilir. Türk Medeni Kanunu’nun 325. maddesinde yer alan düzenleme buna imkan vermektedir. Bu hüküm, olağanüstü hallerin varlığı halinde çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkının diğer kişilere; özellikle çocuğun hısımlarına da tanınabileceğini öngörmektedir. Davacı, davalılarca birlikte evlat edinilen 21.12.2002 doğumlu küçük K1’in öz annesidir. Aralarında birinci derecede “kan hısımlığı” (TMK m. 17/2) ilişkisi vardır. Mahkemenin talebiyle uzmanlarca düzenlenen sosyal in-celeme raporunda; çocuğun gerçek annesini bildiği, annesiyle ilişkisinin ko-parılmasının küçük üzerinde olumsuz etki doğuracağı, kişisel ilişki kurulmasının gelişimine katkı sağlayacağı bildirilmiştir. Dosyada, küçüğün öz annesiyle kişisel ilişkisinin, onun yüksek yararına aykırı düşeceğine ilişkin ciddi sebep ve olgu bulunmamaktadır. Davacı, çocuğunun davalılarca evlat edinildiğini, küçük de annesini bildiğine göre, davacı bakımından artık evlatlıkla ilgili kayıtların gizliliğinden de artık söz edilemez. O halde, isteğin kabulü ile davacı ile davalıların evlatlığı küçük K1 arasında uygun sürelerle kişisel ilişki tesisi gerekirken, davanın reddi doğru bulunmamıştır…”
Avukat Desteğinin Önemi
Kişisel ilişkinin kaldırılması davası; teknik bilgi, mevzuat hâkimiyeti ve yargı uygulamaları hakkında derin bir uzmanlık gerektiren konulardır. Her ne kadar kanun hükümleri açık olsa da, her olayın kendine özgü koşulları vardır ve küçük bir hata, hak kayıplarına yol açabilir. Bu nedenle sürecin başından itibaren alanında deneyimli bir avukat ile çalışmak; doğru stratejiyi belirlemek, haklarınızı korumak ve en hızlı şekilde sonuca ulaşmak açısından büyük önem taşır.
Unutulmamalıdır ki, dava sürecinde atılacak her adımın hukuki ve maddi sonuçları vardır. Profesyonel bir avukat, yalnızca dava dilekçesinin hazırlanmasında değil, aynı zamanda delil toplama, mahkemede temsil, müzakere ve olası alternatif çözüm yollarında da rehberiniz olacaktır.
Haklarınızı riske atmamak ve süreci güvenle yönetmek için, mutlaka uzman bir avukata başvurmanız tavsiye edilir.

