I. GİRİŞ VE GABİN (AŞIRI YARARLANMA) KAVRAMI
Borçlar hukukunun temelini oluşturan irade özerkliği ve sözleşme özgürlüğü ilkeleri (TBK m. 26), bireylere diledikleri hukuki ilişkileri kurma, sözleşme içeriğini serbestçe belirleme ve edimlerin değerini takdir etme imkânı tanır. Ancak tarafların ekonomik, sosyal veya psikolojik bakımdan eşit konumda olmadığı hallerde, mutlak sözleşme serbestisinin uygulanması zayıf tarafın sömürülmesine ve ağır adaletsizliklere yol açabilir. Bu sebeple kanun koyucu, sözleşme adaletini sağlamak ve dürüstlük kuralını (TMK m. 2) korumak amacıyla 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 28. maddesinde “Aşırı Yararlanma” kurumunu düzenlemiştir.
Gabin; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan birinin diğer tarafın içinde bulunduğu zor durumdan, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanarak edimler arasında açık ve kabul edilemez bir oransızlık yaratması halidir. Gabin, irade sakatlığı hallerinden (hata, hile, korkutma) farklı nitelik taşır; zira burada sakatlık salt iradenin oluşumunda değil, tarafların güç dengesizliğinin karşı tarafça bilerek istismar edilmesi ve sözleşme içeriğindeki edim dengesinin ahlaka aykırı biçimde bozulmasında yatmaktadır.
Aşırı yararlanmanın varlığından bahsedebilmek için kanunda öngörülen bir objektif ve iki sübjektif unsurun birlikte gerçekleşmesi zorunludur:
- Objektif Unsur (Edimler Arasında Açık Oransızlık): Sözleşme konusu edimlerin ekonomik değerleri arasında ilk bakışta göze çarpan, makul ve kabul edilebilir sınırları aşan bir fark bulunmalıdır. Oransızlığın tespiti yapılırken ifa tarihi değil, sözleşmenin kurulduğu an esas alınır. Piyasa koşullarındaki sonradan meydana gelen dalgalanmalar, gabin kapsamında değil, koşulları varsa aşırı ifa güçlüğü (TBK m. 138) kapsamında değerlendirilir. Yargıtay uygulamasında mutlak bir yüzde oranı bulunmamakla birlikte, edimler arasında yarı yarıya veya daha fazla fark olması açık oransızlığın karinesi kabul edilir.
- Sübjektif Unsur – Sömürülenin Zayıf Hali: Edimler arasındaki oransızlık, zarar gören tarafın üç halinden birinden kaynaklanmalıdır:
- Zor Durumda Kalma: Müşkül duruma düşen kişinin acil nakit ihtiyacı, haciz veya iflas tehdidi, ağır hastalık veya şahsi bir tehlike nedeniyle çaresiz kalmasıdır.
- Düşüncesizlik: Kişinin yaptığı hukuki işlemin sonuçlarını ve doğuracağı ağır yükümlülükleri düşünemeyecek, tartamayacak kadar anlık bir hafiflik veya dikkatsizlik içinde bulunmasıdır.
- Deneyimsizlik: Kişinin ticari veya hukuki hayattaki bilgi ve birikim eksikliği sebebiyle aldatılmaya ve sömürülmeye açık olmasıdır. Tacirler bakımından “basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü” (TTK m. 18/2) gereği tecrübesizlik ve düşüncesizlik iddiası kural olarak dinlenmez; ancak tacirler de zor durumda kalma haline dayanabilirler.
- Sübjektif Unsur – Sömürenin İstismar Kastı: Sömüren tarafın, karşı tarafın içinde bulunduğu zayıf durumu ve sırf bu durumdan faydalanarak haksız menfaat temin etmek amacıyla hareket etmiş olması (istismar kastı) şarttır. Karşı tarafın bu durumu bilmediği iyiniyetli hallerde gabin hükümleri uygulanamaz.
II. GABİN KARŞISINDA BAŞVURULACAK HUKUKİ YOLLAR VE SEÇİMLİK HAKLAR
Sözleşmenin kurulması esnasında gabin unsurlarının gerçekleştiği hallerde, sömürülen taraf çaresiz bırakılmamıştır. 6098 sayılı TBK m. 28/1 hükmü uyarınca, aşırı yararlanmaya maruz kalan tarafa kanun koyucu iki alternatif seçimlik hak tanımıştır. Mağdur taraf bu haklardan dilediğini seçmekte serbesttir:
- Sözleşme İle Bağlı Olmadığını Bildirerek İptal Hakkı (Sözleşmeden Dönme): Zayıf durumundan faydalanılan taraf, karşı tarafa ileteceği yenilik doğuran bir irade açıklamasıyla veya açacağı dava ile sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirerek sözleşmeyi geçmişe etkili olarak iptal edebilir. Bu durumda sözleşme baştan itibaren geçersiz hale gelir ve verilmiş olan edimlerin iadesi talep edilebilir.
- Sözleşmeye Bağlı Kalarak Edimler Arasındaki Oransızlığın Giderilmesini İsteme Hakkı (Uyarlama / Dengeleme): Mülga Borçlar Kanunu döneminde bulunmayan ve 6098 sayılı TBK ile hukukumuza kazandırılan bu hak çerçevesinde mağdur, sözleşmeyi tamamen feshetmek yerine sözleşmenin ayakta kalmasını ancak edimler arasındaki haksız oransızlığın hakkaniyete uygun biçimde denetlenmesini isteyebilir. Bu durumda hakim, sömürülen tarafın edimini azaltarak veya karşı tarafın edimini artırarak edimler arası dengeyi yeniden kurar.
III. SATILAN MALI İADE ETME VE ÖDENEN PARAYI GERİ ALMA İMKÂNI
Gabin iddiasında bulunan kişilerin en çok karşılaştığı pratik soru, devredilen malın (taşınmaz, araç, şirket hissesi vb.) geri alınıp alınamayacağı veya ödenen paranın iadesinin mümkün olup olmadığıdır. Hukuk sistemimiz bu konuda mağdura tam bir hukuki koruma sağlamaktadır:
- Taşınmaz Devirlerinde İade (Tapu İptal ve Tescil Davası): Zor durumda kalarak taşınmazını piyasa rayicinin çok altında bir bedelle devretmek zorunda kalan malik, gabin sebebine dayanarak “Tapu İptal ve Tescil Davası” açabilir. Sözleşmenin iptali ile birlikte tapu kaydı davalı (sömüren) üzerinden terkin edilerek yeniden davacı (mağdur) adına tescil olunur.
- Taşınır Mallar ve Bedel İadesi (Sebepsiz Zenginleşme ve İstihkak): Taşınır malların devrinde, mal henüz sömürenin zilyetliğinde ise mülkiyet hakkına dayalı istihkak davası ile malın aynen iadesi istenir. Mal üçüncü kişilere devredilmişse veya iadesi imkânsızlaşmışsa ya da mağdur bedel ödemişse, ödenen fazla paranın güncellenmiş/uyarlanmış rayiç değeri üzerinden iadesi TBK m. 77 vd. uyarınca sebepsiz zenginleşme hükümleriyle talep edilir.
- İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Durumu: Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi uyarınca, tapudaki kayda güvenerek iyiniyetle taşınmazı edinen üçüncü kişilerin iktisabı korunur. Eğer sömüren taraf taşınmazı iyiniyetli bir üçüncü kişiye devretmişse, malın aynen iadesi imkânsızlaşır. Bu durumda mağdur, malı iade alamasa dahi, malın gerçek rayiç değeri ile kendisine ödenen komik bedel arasındaki devasa farkı ve uğradığı zararı doğrudan sömüren taraftan tazminat olarak talep edebilir.
IV. TAZMİNAT HAKLARI VE KAPSAMI
Gabin halinde mağdurun hakları yalnızca edimlerin iadesi veya bedelde dengeleme yapılması ile sınırlı değildir. Sözleşmenin kurulması aşamasında dürüstlük kuralına aykırı davranarak karşı tarafın zayıf halini istismar eden sömüren, dürüstlük kuralını ihlal ettiği için.
Mağdur taraf, gabin nedeniyle sözleşmeyi iptal ettiği takdirde, iptal sebebiyle uğradığı “Olumsuz Zararın” (Menfi Zarar) tazminini isteyebilir. Menfi zarar; sözleşmenin yapılacağına inanılması sebebiyle yapılan noter masrafları, ekspertiz giderleri, harçlar, kaçırılan alternatif fırsatlar ve yapılan yol/araştırma masraflarından oluşur.
Ayrıca, malın üçüncü kişilere satılması sebebiyle aynen iadesinin mümkün olmadığı hallerde, malın gerçek piyasa rayiç değeri ile mağdura ödenen bedel arasındaki fark, haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme esaslarına göre tam tazminat olarak tahsil edilir. Şayet gabin fiili aynı zamanda tehdit, dolandırıcılık veya hile niteliği taşıyorsa, mağdurun kişilik haklarının zedelenmesi sebebiyle TMK m. 24 ve TBK m. 58 uyarınca Manevi Tazminat talep etme hakkı da doğacaktır.
V. HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRELER VE ZAMANAŞIMI ESASLARI
Gabine dayalı olarak açılacak davalarda veya ileri sürülecek haklarda kanun koyucu son derece sıkı süre sınırları öngörmüştür. Burada önemle vurgulanmalıdır ki kanunda düzenlenen süre bir zamanaşımı süresi değil, “Hak Düşürücü Süre“dir. Hak düşürücü süreler kamu düzenindendir ve mahkeme hakimi tarafından tarafça ileri sürülmese dahi re’sen (kendiliğinden) dikkate alınır.
TBK m. 28/3 maddesi uyarınca gabin sebebiyle iptal veya oransızlığın giderilmesi hakkı iki kademeli süreye tabidir:
- Nisbi (Bir Yıllık) Süre: Bir yıllık süre, mağdurun düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği tarihten; zor durumda kalmada ise bu zor durumun (baskının/darlığın) tamamen ortadan kalktığı tarihten itibaren işlemeye başlar. Zor durum devam ettiği sürece bir yıllık süre işlemeye başlamaz.
- Mutlak (Beş Yıllık) Süre: Öğrenme veya zor durumun bitiş tarihine bakılmaksızın, her hâlde sözleşmenin kurulduğu (imzalandığı) tarihten itibaren beş yılın geçmesiyle gabine dayalı haklar tamamen düşer.
VI. İŞLEDİĞİMİZ KONUYA İLİŞKİN EMSAL KARARLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2025/6267 E. , 2025/7427 K. , 06.10.2025 T.
“Gabinin kabulü için sözleşmede edim ve karşı edim arasındaki oransızlığın, taraflardan birinin, diğerinin şahsında mevcut özel bir durumu bilerek istismar etmesi, sömürmesi sonucu oluşması gerekir. Anlaşma belgesinde anlaşılan miktarla işçinin belge kapsamındaki alacakların karşılaştırılması sonucunda açık bir oransızlık bulunduğu (objektif unsur) tespit edilse dâhi, gerek işçi bakımından gerekse işveren bakımından sübjektif unsurun varlığı aranmalıdır.”
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2019/2222 E. , 2021/343 K. , 21.01.2021 T.
“Davacı, telefonla aranıp korkutularak ve dolandırılmak suretiyle taşınmazını piyasa değerinin çok altında bir bedelle emlakçı davalıya satış yoluyla temlik ettiğini, gabin nedeniyle işlemin geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Ancak aşırı yararlanmanın (gabin) objektif ve subjektif koşullarının (zor durumda kalma, düşüncesizlik veya deneyimsizlik) somut olayda oluşmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.”
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi 2021/985 E. , 2023/145 K. , 02.02.2023 T.
“Dava konusu iş müvekkilinin faal olarak yaptığı bir iş değildir, gabin hükümlerinin uygulanması gerekir iddiası yönünden; Türk Borçlar Kanunu’nun 28. maddesinde düzenlenen gabin kurumu, taraflar arasındaki edimler arasında açık bir oransızlığın bulunması ve bu durumun taraflardan birinin zayıf durumundan yararlanılarak gerçekleştirilmesi şartlarına bağlanmıştır. Tacirler arası ilişkilerde basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü gabin iddiasının değerlendirilmesinde esas alınır.”
VII. SONUÇ VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Türk Borçlar Hukuku sisteminde gabin (aşırı yararlanma) müessesesi, ekonomik veya manevi bakımdan zor duruma düşmüş, deneyimsiz veya düşüncesiz hareket eden bireylerin haksız biçimde sömürülmesini engelleyen en temel yasal koruma mekanizmalarından biridir. Kanunun öngördüğü iptal, dengeleme ve tazminat imkânları sayesinde zayıf tarafın uğradığı kayıplar giderilmekte ve sözleşme adaleti tesis edilmektedir. Ancak gabin iddialarında hak düşürücü sürelerin darlığı ve ispat yükünün hassasiyeti göz önüne alındığında, sürecin titizlikle yürütülmesi elzemdir.
Gabin (aşırı yararlanma) gibi hem objektif piyasa rayiçlerinin tespiti hem de sübjektif sömürü kastının ispatını gerektiren karmaşık hukuki süreçlerde, hak kaybına uğramamak adına uzman bir avukatın profesyonel desteğine başvurmak hayati önem taşır. Kanunda öngörülen kat’i hak düşürücü sürelerin takibi, doğru dava türünün seçilmesi ve Yargıtay’ın güncel içtihatları doğrultusunda ispat araçlarının mahkemeye sunulması ancak nitelikli bir hukuki temsil ile mümkündür. Unutulmamalıdır ki haklı olmak tek başına yeterli olmayıp, haklılığın usul kurallarına uygun biçimde savunulması esastır. Telafisi imkânsız zararların ve mülkiyet kayıplarının önüne geçilmesi, sürecin başından itibaren yetkin bir avukat rehberliğinde yürütülmesiyle sağlanabilir.

