4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenen yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilmesine imkân tanımaktadır. Maddenin “süresiz olarak” ibaresi, uzun yıllardır Türk aile hukukunun en çok tartışılan konularından biri olmakla birlikte, bu ibarenin Anayasa’ya aykırılığına ilişkin güncel Anayasa Mahkemesi (AYM) süreci kamuoyunda zaman zaman yanlış aktarılmaktadır.
Özellikle AYM’nin 17 Mayıs 2012 tarihli ve E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararı ile 2025 yılında gündeme gelen E.2025/91 ve E.2025/156 sayılı başvurular birbirinden ayrılmalıdır. AYM, E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. Buna karşılık E.2025/91 sayılı başvuru, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada kuralın uygulanma imkânı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiş; E.2025/156 sayılı başvuruda ise söz konusu ibarenin esasının incelenmesine karar verilmiştir.
Bu nedenle mevcut hukuk bakımından “AYM süresiz nafakayı iptal etti” şeklinde bir ifade kullanmak mümkün değildir. 27 Ağustos 2026 itibarıyla elde bulunan resmî AYM kayıtlarında TMK m.175’in birinci fıkrasındaki “süresiz olarak” ibaresinin iptal edildiğine ilişkin bir karar bulunmamaktadır. Bu makalenin amacı, mevcut hukuki durumu, AYM’nin önceki içtihadını ve devam eden anayasal denetim sürecini bu çerçevede değerlendirmektir.
1. Yoksulluk Nafakasının Hukuki Niteliği
Yoksulluk nafakası, boşanmanın eşler bakımından doğurduğu malî sonuçlardan biridir. TMK m.175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. Dolayısıyla hükmün temelinde, boşanmaya sebep olan olay bakımından yükümlünün kusurundan bağımsız olarak, boşanma sonucunda ortaya çıkan ekonomik dengesizliğin belirli ölçüde giderilmesi düşüncesi bulunmaktadır.
Yoksulluk nafakasının “süresiz” olarak istenebilmesi, nafakanın her somut olayda mutlaka ömür boyu ve hiçbir koşul altında sona ermeyecek şekilde ödeneceği anlamına gelmez. Nitekim TMK m.176, irat biçiminde ödenmesine karar verilen yoksulluk nafakasının belirli hâllerde kendiliğinden sona ermesini veya mahkeme kararıyla kaldırılmasını öngörmektedir. Alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü hâlinde nafaka kendiliğinden kalkmakta; alacaklının evlenmeksizin fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde ise mahkeme kararıyla kaldırılabilmektedir. Ayrıca tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde nafakanın artırılması ya da azaltılması mümkündür.
2. Anayasa Mahkemesinin 2012 Tarihli Kararı
Süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin en önemli norm denetimi kararlarından biri, AYM’nin 17 Mayıs 2012 tarihli, E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararıdır. Başvuru, Kestel Asliye Hukuk Mahkemesinin (Aile Mahkemesi sıfatıyla) TMK m.175’in birinci fıkrasındaki “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı itiraz başvurusundan kaynaklanmıştır.
AYM, bu kararında “süresiz olarak” ibaresinin nafaka alacaklısının her durumda ölünceye kadar nafaka alacağı anlamına gelmediğini özellikle vurgulamıştır. Mahkemeye göre ibarenin amacı, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eşin, koşullar devam ettiği sürece diğer eş tarafından ekonomik yönden desteklenmesi ve asgarî yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.
AYM ayrıca yoksulluk nafakasının amacının nafaka alacaklısını zenginleştirmek olmadığını; nafaka alacaklısının yoksulluğa düşecek olması yanında nafaka talep edilen eşin de ödeme gücünün bulunması gerektiğini belirtmiştir. Mahkeme, evlilik birliğindeki dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün boşanma sonrasında belirli ölçüde devamı niteliğindeki yoksulluk nafakasının özünde sosyal dayanışma düşüncesinin bulunduğunu kabul etmiştir.
Sonuç olarak AYM, TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan sosyal hukuk devleti ilkesine aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir. Kuralın Anayasa’nın 10. ve 41. maddeleriyle ilgisi ise görülmemiştir.
3. 2025 Yılındaki Anayasal Denetim Süreci
3.1. E.2025/91 Sayılı Başvuru
2025 yılında TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresine ilişkin yeni bir itiraz başvurusu gündeme gelmiştir. AYM’nin 27 Mart 2025 tarihli Genel Kurul gündemi ve sonuçlarında E.2025/91 sayılı başvurunun Antalya 12. Aile Mahkemesi tarafından yapıldığı görülmektedir. Ancak AYM, itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada söz konusu kuralın uygulanma imkânı bulunmadığı gerekçesiyle başvuruyu mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddetmiştir.
Dolayısıyla E.2025/91 sayılı dosya, TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olup olmadığı konusunda esas yönünden verilmiş bir iptal veya ret kararı değildir. Bu nedenle bu kararın “AYM süresiz nafakayı iptal etti” şeklinde yorumlanması hukuken isabetli değildir.
3.2. E.2025/156 Sayılı Başvuru
Asıl önem taşıyan güncel süreç E.2025/156 sayılı dosyadır. Antalya 12. Aile Mahkemesinin başvurusunda TMK m.175’in birinci fıkrasında yer alan “süresiz olarak” ibaresinin iptali talep edilmiştir. AYM, 10 Temmuz 2025 tarihinde yapılan Genel Kurul toplantısında bu başvurunun esasının incelenmesine karar vermiştir.
AYM’nin 4 Haziran 2026 tarihli Genel Kurul gündemi ve sonuçlarında da E.2025/156 sayılı dosyanın esas incelemesi aşamasında bulunduğu görülmektedir. Bu nedenle 27 Ağustos 2026 itibarıyla mevcut resmî kayıtlara göre, TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresinin iptal edildiğini söylemek mümkün değildir. Esas incelemesinin devam ediyor olması, iptal talebinin kabul edileceği anlamına da gelmemektedir.
4. Mevcut Hukuk Bakımından “Süresiz Nafaka”nın Anlamı
TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresi, yoksulluk nafakasının hükmedildiği anda belirli bir takvim süresiyle sınırlandırılmasının zorunlu olmadığı anlamına gelmektedir. Bununla birlikte nafaka, koşullardan bağımsız ve mutlak bir ödeme yükümlülüğü değildir. TMK m.176’da öngörülen sona erme ve değişiklik sebepleri, nafakanın devamının koşullara bağlı olduğunu göstermektedir.
Bu sebeple kamuoyunda kullanılan “ömür boyu nafaka” ifadesi, kanun metnindeki “süresiz” ibarenin açıklanması bakımından kullanılabilse de teknik olarak her somut olayda nafakanın ölünceye kadar devam edeceği sonucunu doğurmaz. Nafakanın devam edip etmeyeceği, TMK m.175 ve m.176’da öngörülen şartların somut olayda bulunup bulunmadığına göre değerlendirilir.
5. AYM’nin 2012 Kararı ile Güncel Başvuru Arasındaki İlişki
2012 tarihli E.2011/136, K.2012/72 sayılı karar ile 2025 tarihli E.2025/156 sayılı başvuru aynı kanun hükmüne ilişkindir. Bununla birlikte aradan geçen süre içinde sosyal, ekonomik ve hukuki koşulların değişmiş olması, yeni başvurunun farklı anayasal değerlendirmeleri gündeme getirmesine engel değildir. AYM’nin önceki kararının varlığı, yeni başvurunun esasının incelenmesine mutlak bir engel teşkil etmemektedir; ancak önceki içtihat, yeni anayasal değerlendirmenin önemli bir parçasını oluşturacaktır.
Öte yandan 2012 tarihli kararın sonucu açık biçimde ret yönündedir. Dolayısıyla güncel makalelerde 2012 kararının “AYM süresiz nafakayı iptal ettiğine” ilişkin bir emsal olarak sunulması mümkün değildir. Tam tersine karar, o tarihte “süresiz olarak” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığı yönündeki norm denetimi içtihadını ortaya koymaktadır.
6. Olası Bir İptal Kararının Hukuki Sonuçları
E.2025/156 sayılı başvuru bakımından gelecekte bir iptal kararı verilmesi ihtimali ile mevcut hukuki durum birbirinden ayrılmalıdır. Henüz verilmemiş bir kararın gerekçesi, yürürlük tarihi ve derdest davalara etkisi hakkında kesin sonuçlar ileri sürmek mümkün değildir.
AYM’nin norm denetimi sonucunda bir kanun hükmünün iptaline karar verilmesi hâlinde, Anayasa’nın 153. maddesi ve ilgili usul hükümleri çerçevesinde iptal hükmünün ne zaman yürürlüğe gireceği ayrıca önem taşır. AYM, gerektiğinde iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca belirleyebilir. Bu nedenle yalnızca “iptal kararı geriye yürümez” demekle yetinilerek bütün kesinleşmiş veya derdest nafaka dosyaları hakkında otomatik sonuçlara ulaşılması doğru değildir.
Özellikle kesinleşmiş nafaka kararları bakımından kesin hüküm, usulî kazanılmış haklar, icra edilebilirlik ve TMK m.176’da düzenlenen kaldırma veya uyarlama sebepleri birlikte değerlendirilmelidir. Bu nedenle olası bir iptal kararının mevcut nafaka kararlarına etkisi, kararın hüküm fıkrası, yürürlük tarihi ve AYM’nin gerekçesi görülmeden kesin bir şekilde ortaya konulmamalıdır.
Derdest davalar yönünden de benzer bir ihtiyat gereklidir. İptal kararının yürürlüğe girdiği tarih, somut davanın hangi aşamada bulunduğu, uygulanacak kanun hükmünün zaman bakımından etkisi ve varsa yeni kanuni düzenleme birlikte değerlendirilmelidir.
7. Yeni Bir Yasal Düzenleme İhtiyacı ve De Lege Ferenda Önerileri
Süresiz yoksulluk nafakası tartışmasının yalnızca “nafaka kaldırılsın” veya “nafaka ömür boyu devam etsin” ikiliğine indirgenmesi, aile hukukunun somut olay odaklı yapısını yansıtmaz. Olası bir kanun değişikliğinde amaç, boşanma sonrasında ekonomik olarak dezavantajlı hâle gelen eşin korunması ile nafaka yükümlüsüne aşırı ve öngörülemez bir külfet yüklenmemesi arasında makul bir denge kurulması olmalıdır.
Kanun koyucunun tercih edebileceği modellerden biri, nafakanın süresinin belirlenmesinde evlilik süresi, tarafların yaşı, sağlık durumu, çalışma ve meslek edinme imkânları, tarafların ekonomik durumları ve somut olayın özelliklerini birlikte dikkate alan kademeli bir sistemdir. Ancak bu başlıklar mevcut TMK m.175 bakımından kanunda açıkça belirlenmiş bir süre cetveli değildir; burada yalnızca olası bir kanun değişikliği bakımından normatif önerilerden söz edilmektedir.
Örneğin kısa süreli evlilikler bakımından daha kısa süreli nafaka, uzun süreli evlilikler bakımından ise daha uzun süreli nafaka öngören bir model düşünülebilir. Bununla birlikte yaşlılık, ağır hastalık veya çalışma imkânının objektif biçimde ortadan kalkması gibi durumlarda hâkime istisnai değerlendirme yetkisi tanınması, sosyal hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği korumanın devamı bakımından ayrıca tartışılabilir.
Çocukların varlığı da dikkatle ele alınmalıdır. Bununla birlikte çocuk için ödenen iştirak nafakası ile eski eş lehine hükmedilen yoksulluk nafakası birbirinden farklı hukuki kurumlar olduğundan, çocuk sahibi olma durumunun yoksulluk nafakasının süresini doğrudan belirleyen tek bir ölçüt hâline getirilmesi yerine somut olayın ekonomik sonuçlarının değerlendirilmesi daha isabetli olacaktır.
8. Sonuç
TMK m.175’te yer alan “süresiz olarak” ibaresi, 27 Ağustos 2026 tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hukuk bakımından varlığını sürdürmektedir. AYM’nin 2012 tarihli E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında bu ibarenin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir. 2025 yılında gündeme gelen E.2025/91 sayılı başvuru ise esas yönünden bir iptal veya ret kararı niteliğinde olmayıp, kuralın başvuran mahkemenin baktığı davada uygulanma imkânı bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.
Buna karşılık E.2025/156 sayılı başvuru, TMK m.175’teki “süresiz olarak” ibaresinin doğrudan iptali istemine ilişkindir ve AYM tarafından esasının incelenmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla bugün itibarıyla hukuken doğru ifade, “AYM süresiz yoksulluk nafakasını iptal etti” değil; “TMK m.175’teki süresiz yoksulluk nafakasına ilişkin anayasal denetim süreci devam etmektedir” şeklindedir.
Sonuç olarak, süresiz yoksulluk nafakası tartışması bakımından güncel hukuki değerlendirme, mevcut TMK hükümleri ile AYM’nin 2012 tarihli içtihadı ve 2025/156 sayılı devam eden norm denetimi birlikte ele alınarak yapılmalıdır. Henüz verilmemiş bir AYM kararının gerekçesi ve sonuçları varsayılarak “iptal edildi”, “yeni sistem başladı” veya “mevcut nafaka kararları kendiliğinden sona erdi” şeklinde kesin sonuçlara ulaşılması hukuken isabetli değildir.

